KONYA’DA BİR CUMA


​"Bir şey yap güzel olsun. Ama hep güzel şeyler olsun. Her insan ölecek yaşta, sakın geç kalmayasın" şemsî Tebriz'i "Allah'ın veli kullarını kızdırmayın. Onlar Allah'ın nuruyla bakarlar"
Dün dünle geçti cancağazım. Bu gün yeni şeyler söylemek lazım" Mevlana
Hasan Harakani hazretlerinin bir müridi varmış. Bir gün kendisine "eğer senden önce ölecek olursam; ölüm zamanında başucumda olur musun" demiş. Hazret Ona" senden otuz yıl önce ölsem bile, ölüm anında yanında olacağımdan kuşkun olmasın " yanıtını vermiş.

 Birkaç gün sonra da hazret ölmüş.

Aradan tam otuz yıl geçtikten sonra, ölüm sırası müride gelmiş.

 Ölüm meleği kapıya dayanmış. Dervişin sevenleri, başucunda ağlaşmakta. Onun gözü,  odanın kapısında. Mürit kapıda şeyhi Hasan Harakaniyi görünce ferahlamış,

 Kendisini sevenlere "sessiz olun, O geldi, göz aydınlığım geldi, işim kolaylaştı, dileğim oldu " demiş.

 Dilemek olmaz. Dilek bir adımdır. Talep etmek gerekir.  Talep etmek de yetmez. Aramak gerekir. Aramak da kâfi gelmez. Ama bulanlar hep arayanlardır. Bizde bu Bahar Cumasında arayıştayız.

Konya'nın manevi büyüğü Mevlana'yı ziyarete niyetliyiz. Evden çıkıyorum, ağaçlar çiçekte, yeryüzü yeşillikle hayatta. Yeniden hayata tutunmuş.  

Yürüyorum aradığımı bulmak için.  Her talep bulunur mu? Yolum tramvaya doğru. Tramvay gelince biniyorum. Boş bir yere oturuyorum. Oturduğum yerden Konya'yı seyrediyorum. Sakin ve her taraf Selçuklu şehriyim diyor. Son yıllarda ağaçlandırma ve yeşillik oldukça artmış.

Belediye durağında iniyorum. Karşımda Konya'nın manevi önderi adına yapılmış, Hacı Veyiszade Cami ve Konya müftülüğü. Doğusunda Kültür Parkı, park içinde Selçukludan kalma bir kümbet ve İçerisinde çeşit sosyal içerikli binalar mevcut.

Kültür Parkı kuzeyinde, Belediye tarafından örnek olarak yaptırılmış, Konya'nın eski evleri.  Az ötem de Karatay medresesi. Selçuklu döneminde üniversite seviyesinde ders verilmiş. Hem fen hem de din ilimleri okutulmuş. Hatta gökteki yıldızları incelemek için içerisinde bir su havuzu yapılmış bir kadim eser. Bu eserin Güneyinde ihtişamıyla Alaeddin tepesi. Tepede bulunan cami ve türbeler. Yanı başında Selçuklu Saray kalıntıları. Alaettin camisi yapılırken kadim medeniyetlerin eserleri kullanılmış. Bu sebeple burayı ziyaret edenler sadece camiyi değil, çok eski medeniyetlerin izlerini de görecekler.

 Türkiye'nin en büyük doğal döner kavşağı Konya'da Alaettin'de olduğunu da unutmayalım.

Son durağımız Alaettin'de iniyorum. Doğruca Mevlana ve Şemsi Tebriz'in buluştuğu zamanı temsil etmek için Belediyece dikilmiş temsili anıt türbeye uğruyorum. Orada bir süre bekliyorum. Geçmişi düşünüyorum. Şöyle ki;

Mevlana İplikçi camide dersini vermiş, evin bulunduğu bugünkü Selçuklu Rektörlüğün bulunduğu yere dönüyor.

 Bindiği katırın gemine iki çıplak el uzanıyor. Oda ne? Bir yabancı. Mevlana derdini soruyor.  Yabancı sorum var sana diyor: Sen Mevlana değil missin? Evet diyor. Şunlara cevap isterim:

 Hz. Muhammet mi, yoksa Beyazıdı Bestami mi büyük? Mevlana bu nasıl soru, elbette Hz. Muhammet büyük "diyor.

Yabancı o zaman Neden Hz. Muhammet "Ya rabbi, ben seni övmekten acizim. Sen kendini övdüğün gibi büyüksün ve yücesin" dedi de, Beyazıt'ı Bestami:

Ben kendimi över ve takdis ederim. Çünkü benim vücudumun her zerresinde Allah'tan başka bir şey yok" diyor. Yani  "Enel Hak " Ben Allah'ım dedi, diyor.

Mevlana yabancıya:

 Hz. Muhammet "her gün sayısız âlemleri temaşa ediyor, makamlardan makamlara yükseliyordu. Her makamdan daha yüce makamlara gidiyordu. Bu nimetlere şükredip tövbe ediyordu.  Makamlar onu etkilemiyordu. Onun derdi makamdan öte, Makamların sahibine yakın olmaya diliyordu.

 Buna karşılık Beyazıdı Bestemi "İlk çıktığı makamın erdiği sarhoşlukla mest oldu. Diğer makamlara ulaşmasına manevi sarhoşluğu engel oldu.

 Bu yanıt üzerine yabancı(Şemsi Tebriz'i) bayılıp yere düştü. Mevlana'da katırından inip yabancıyı kucağına aldı.  Bağrına bastı.

Bu buluşmadan sonra Mevlana bir başka Mevlana oldu. Maneviyatı çok gelişti. Bu tarihi olaya Konyalılar "Merace'l Bahreyn" "İki denizin buluşması" adını verdiler. Bu yere de, o günü temsilen yukarıda sözünü ettiğimiz abideyi diktiler.

Mevlana'yı ziyaret için yürüyorum. Yolum doğru Selimiye camisine varıyor. Çok güzel bir çevre düzenlemesi yapılmış.

Hemen Mevlana'yı ziyaret için Güney tarafına yöneliyorum. Konyalı şair Semi'ye bir Fatiha gönderiyorum.  Mevlana'nın gül bahçesi havluya giriyorum.

Sesler göğe yükselmekte, kulak kesiliyorum Bu sesler Minarelerden okunan sala sesleri.  Önce abdest almak için abdest alınan mekâna uğruyorum. Abdestten hemen sonra ayaklarıma galoş geçiriyorum. büyük kapıdan türbeye yöneliyorum. Kapıda altın yaldızla yazılmış, güzel bir Hat" Ya Hz. Mevlana"

İçeri giriyorum. Her tarafta güzel hatlarla yazılmış ayetler, hadis ve Mevlana'dan sözler yazılı duvarda asılı levhalar. Sağda Horasan erleri, solda Mevlana'nın babası, Mevlana ve yakınları bulunmakta.

Ziyaretçiler gayet rahat. Resim dâhil, her istediğini uyarı almadan yapabiliyor. Müzede her sandukanın başında, manevi derecelerini anlatan birer sikke bulunuyor.

 Bu esnada Aklıma Hasan Harakaninin sağlığında giydiği külah geliyor. Hazrete sormuşlar.

Oda yanıt verdi. Bu külah üç harften meydana gelir.

1- Kef; kötülükten sakınmaya çağırır.2-Lam: lütufkâr olmayı emreder 3- He: kimliğini Allah'ta ara der.

Cemal Çalışkan 
Sende yorum yap, katkıda bulun ve görüşünü paylaş!
  • Blogger Blogger'da Yorumla
  • Facebook Facebook'da Yorumla
  • Disqus Disqus'da Yorumla

Hiç yorum yok :


Son Eklenen Fotoğraflar

Tüm Fotoğraflar

Bozkır Siyaset Haberleri

[Siyaset][bleft]

Bozkır Mahalle Haberleri

[Mahalleler][twocolumns]

Bozkır Eğitim Haberleri

[Eğitim][threecolumns]

Bozkır Dernek ve Vakıf Haberleri

[Stklar][twocolumns]

Bozkır Etkinlikleri

[Etkinlikler][grids]

Bozkır Sağlık Haberleri

[Sağlık][list]