AMELİ MEZHEPLERDEN İMAMI ŞAFİİ


​İslam dünyasında en fazla taraftarı olan bütün mezheplerin İmamım hocası olan büyük  "İmamı azam" mezhebi "Hanif'i mezhebi " dir. Akabinde İmam Azamın öğrencilerden ve İmamı Malik öğrencisi olan İmamı Şafinin mezhebi "Şafii mezhebi" dir. İmamı azamın ilmi karakteri tartışma ve aklı kullanmadır. Bu büyük imam, öğrencileriyle ders yaparken tartışma metodunu öğretimde kullanmıştır. Hatta öğrencilerine bunu teşvik ettirmiştir. Günümüzde bu metot öğrencilerin kendine güven duymasına ve sosyalleşmesine tartışmanın etkisinin büyüktür. İmam Malik ise, kendisini ve öğrencilerini tartışmadan uzak durması söylemiş ve kendisi de bundan uzak durmuştur. İşte Şafii her iki öğretmenlerinin ortasında durmuş olup ne tartışmayı ne de uzak durmayı sahiplenmiş ortada durmuştur. Maliki de dini hüküm çıkarma da aklı kullanmaktan çok uzak kalsa da Şafii bu konuda orta yolu kabullenmiştir.

İmamı Şafi ise, hem İmamı azamın ekolünden hem de İmamı Malik ekolünden etkilenmiştir. Yerine göre tartışmaya girmiş yerine göre de uzak durmuştur. İmamı Şafii genç yaşta olmasına karşı hem Hadis usulü, metot kurmuş, hem de çok hacimli bir fıkıh eseri olan " mebsut" isimli eserini yazmıştır. İmamı Şafi Filistin Gazze'den 54( 150-204) doğmuş olup çocukken babası vefat etmişti. Babası Medineliydi. Bu sebeple annesi babasının akrabalarıyla tanışması hem de ilim yapması için Medine'ye gönderdi.  İmamı Şafii döneminde zengin çocukları ahlaki düşkünlük olan safahat âlemine, fakirlerde eğitimsizlikten dolayı yozlaşmıştı. Aynen günümüzde olduğu gibidir.  İmamı Şafii bu çocukların her ikisinden de uzak kalarak peygamber şehrinde ilim tahsil ederek İmamı Malikin himayesinde büyümüştür. İmamı Malikin ders halkasında, onun meşhur kitabı olan "Muvatta" isimli hadis kitabını kendisinden okuma olanağı buldu. Şafi Medine'de yaşarken bir taraftan eğitim ve öğretimi yaparken diğer taraftan da Arapların dilini ve adetlerini öğrenmek maksadıyla çölde kabileler arasında uzun süre yaşamayı tercih edip okuduklarını sahada test etme olanağı buldu. Çölde gençlerle ok yarışları yaptı, ok atmada öne geçti.  Orada bulunanlardan birisi "sen ilimde ok atmaktan "daha mahirsin demiştir.

 20 yaşına gelince Mekke'ye gitmişti. Buraya gelince Sakıf kabilesine kadı olarak tayin edilmişti. Bugün olduğu gibi o zamanlarda zenginler verdikleri hediyelerle memurların karakterlerini bozmuşlardı. Şafii'ye de yapmaya başvurdular. Fakat etki yapamamışlardır. Fakat iftiracı bir vali Abbasoğlularına düşmanlık yapıyor, Rafızi diye iftira etmiştir. Hz. Ali taraftarı denilerek görevden alındırılmış ve zulüm görmüştür. O bir şiirinde "Rafızilik eğer sevmekse Peygamber ailesini, İnsan ve cinler olsun Rafızi'yim." demiştir. Bağdat'a bir suçlu olarak Harun Reşidin huzuruna çıkarılmış, güzel konuşmasıyla, Harun Reşidin dikkatini çekmiştir. Onun Kadısı olan İmamı azamın öğrencisi İmamı Muhammedîn referansıyla cezadan kurtulmuştur. Böyle İmamı Azamın en seçkin öğrencisi olan İmamı Muhammet'ten ders alma olanağı Bağdat'ta bulmuştur. Şafii" İmamı Muhammet'ten bir deva yükü ilim aldım ki, bütün bunları onun derslerine iştirak ederek aldım"  demiştir. Böylece Irak'ın akıl ve rey ekolünü alırken Medine'de de daha çok gelenek ve hadis ekolünü alma olanağı bulmuştur.  Fatiha'nın sonunda Hanifeler " âmin"  içlerinden söylerken Şafiler de" âmin" sesle söylemek sünnettir. Sesli söylemek namazda dünyaya dalan ve uyuklayan cemaatin uyanmasında yararlı olacaktır.

Harun Reşidin oğlu Memnunun iktidara gelmesi, Mutezile görüşüne ve Farisilere rağbet etmesi üzerine Bağdat'ı terk edip Mısıra göç etmek zorunda kalmıştır. İmamı Şafi Bağdat'tan Mısıra yolculuğunda şu şiiri söylemiştir. "Mısırla dolu gönlüm, Kalmadı ondan başka, ne çöl ne de ova, Ama ant olsun ki bilmiyorum, nereye sürüklendiğimi, Başarı ve zenginliğe mi, yoksa mezara mı götürülüyorum?" Bu dönüş hayırlı olmuş bu dönemde ilmi eserlerini yazmıştır. İslam'ın iktidar olduğu yerlerde bazen bugünde olduğu gibi zulüm yapılıyor.  İşte tarihte en büyük ilmi inkişafın yapıldığı dönem olan Me'mun ve Mutasım döneminde bile hoşuna gitmeyen din âlimleri, en büyük zulmü iktidar sahipleri yapmışlardır. Bu dönemde en büyük ilim tercümeleri Aristo'nun eserleri, eflatun ve Sokrat'ın eserleri tercüme edilerek felsefe ve diğer ilimlerde en büyük gelişmeyi yapmışlardır.  İnsan nefsinin esiri olduğu sürece günümüzdeki gibi, en iyiyi ben bilirim ben yaparım iddiası insanları yoldan çıkarıyor. Mısırda da ilmi tartışmada fikren yenilenler tarafından Şafii dövülmüş, sonra da bu acıdan sonra ölmüştür.

İmam Şafii önce Hadis ekolünün baskın olduğu Medine'de tahsili aldığı için Hadisin Kuran ayetlerini nesih eder görüşünü öne sürmüştür. Yani kitabın koyduğu hükmü hadisin nesih edebileceğini, kaldırabileceğini görüşünü savunmuştur. Hadisin koyduğu hükmü, kitabın nesih edemeyeceğini söyleyerek birçok fakihi de şaşırtmıştır. Çünkü diyor, Kuran cüzi açıklarken, hadis genişçe açıklar, hadisler kitabın kapalı bıraktığı konuları açıklarla temellendiriyor. Herkesin hepsini bilmesi mümkün olmadığı gibi bazen İmamlarda yanılabilir.

 Cemal Çalışkan

Yorum yaparak görüşlerini ilet
  • Blogger Blogger sistemiyle yorum yap
  • Facebook Facebook sistemiyle yorum yap
  • Disqus Disqus sistemiyle yorum yap

Hiç yorum yok :


Son Eklenen Fotoğraflar

Tüm Fotoğraflar

Bozkır Siyaset Haberleri

[Siyaset][bleft]

Bozkır Mahalle Haberleri

[Mahalleler][twocolumns]

Bozkır Eğitim Haberleri

[Eğitim][threecolumns]

Bozkır Dernek ve Vakıf Haberleri

[Stklar][twocolumns]

Bozkır Etkinlikleri

[Etkinlikler][grids]

Bozkır Sağlık Haberleri

[Sağlık][list]