MÜSLÜMAN TÜRK KADINININ ÖRTÜYLE İMTİHANI

Ali Dutal
    Genel olarak; kadının el ve yüzü dışında bütün vücudunun örtülmesine tesettür diyoruz.
    Giyilen elbisenin en temel özelliği; vücut hatlarını belli etmeyecek şekilde bol olmasıdır. Kadının vücut hatlarını belli edecek dar ve şeffaf elbise giymesi dinimize göre yasaktır.
    Tesettür; Müslüman kadın için o kadar önemli ki, vücudunun örtünmesinden daha fazla mana ifade eder.
    Tesettür; bir kimliktir, göstergedir, duruştur. Aynı zamanda, sahibini takvaya götüren bir araçtır. Ezan gibi beynelmileldir.
    Dünyanın neresinde olursanız olunuz, tesettürlü bir kadını gördüğünüz zaman; genel olarak bu Müslüman'dır, yargısına varabilirsiniz.
    Tesettürün durumu; bir ülkedeki dindarlığın en önemli göstergelerinden biri hatta en önemlisidir. Bugün ülkemiz kadın ve kızlarının en önemli sorunu İslam'ın uygun gördüğü şekilde tesettüre riayet edememeleridir.
    Müslümanların zenginleşmesinin getirdiği en önemli yozlaşmalardan biri de hiç kuşkusuz örtünün yozlaştırılmasıdır.
    İslami moda adı altında, Müslüman kadını sömürü aracı haline getiren bazı gözü açık tekstil üretici ve satıcıları, konsepte uygun isimler bularak kadınlarımızı İslam'a uygun olmayan örtünme biçimlerine ve israfa sürüklemektedirler.
    Kadın ve kızlarımızın İslam'a uygun örtünemediklerini sokakta, pazarda ve çevremizde görmekteyiz. Başı kapalı altı pantolonlu örtünme biçimi son yıllarda o kadar yaygınlaştı ki, bırakın genç kızları, nineler de bile görebilmekteyiz.
    Peygamber Efendimiz (sav); vücut hatlarını belli eden elbiseler giyen kadınların, "giyinik çıplak" ve "cehennemlik" olduğunu, Hadis-i Şeriflerinde beyan buyurmuşlardır.
    Peygamber Efendimizin (sav) tarif ettiği ve lanetlediği "Giyinik Çıplak" lık durumu bugün ülkemizde yoğun olarak yaşanmaktadır. Bu hal, öyle bir noktaya geldi ki; kafası kapalı altı pantolonlu hatta taytlı giyinme biçimi tesettür gibi meşru görülmeye başlandı. Bu durum bir Müslüman için felakettir.
    Maalesef, bu giyinme biçimi dini eğitim ağırlıklı İmam Hatip Okullarımızda bile yoğun olarak görülmektedir. Gerisini siz düşünün!
    Çok acı ama, "MÜSLÜMAN TÜRK KADINI ÖRTÜYLE OLAN İMTİHANINI" kaybetmiştir. 
    Kimse kendini kandırmasın ve kimsede gelinen bu vahim duruma bana ne demesin. Bu sorun, tüm Müslümanların sorunu olup bütün sorumluluk sahipleri özellikle de ana babalar üzerine düşeni yapmalıdırlar.
    Hiçbir kimse böyle giyinerek örtündüğünü sanmasın; Allah(cc) korusun, bu durumu normal karşılamak tesettürü inkara ve bu durumun imansızlığa yol açabilir. 
    Bu gerçeği tüm çıplaklığı ile dile getirdiğim için bana kızıyor olabilirsiniz. Benim derdim kimseyi üzmek, kırmak asla değil; bir Müslüman olarak ikaz etme vazifemi yerine getirmektir. Bu ikazı Allah (cc) rızası için yapıyorum. Ayrıca, üzerimize düşeni yapmadığımız zaman Allah'a (cc) karşı sorumluyuz.
    İnanın, durum çok kötü ve her geçen gün daha da kötüye gitmektedir. İslami yaşamda yozlaşmanın yansımalarına her yerde rastlamaktayız.
    Örtünmenin yozlaşması ile beraber, utanma da ortadan kalkmıştır. Sokakta, parkta, pazarda hemen hemen her yerde, bir Müslüman kadına, kıza yakışmayan davranışları görmekteyiz;
    – Sarmaş dolaş haller, hoş olmayan davranışlar, ağızda sigara, daha neler neler!...
    Bütün mesele, bu tehlikeli gidişata her kişi ve kurumun kendi sorumluluğu nispetinde dur demesi ve gerekli mücadeleyi vermesidir. Burada en büyük vazife Diyanet İşleri Başkanlığına düşmektedir.
    Diyanet İşleri Başkanlığı tesettürdeki yozlaşmanın en aza indirilmesi için merkezlerden köylere, hatta mezralara kadar uzanan bir alan içerisinde belli bir plan doğrultusunda çalışma yapılmalıdır.
    Tesettürde yaşanan yozlaşma çok ileri boyutta olup üniversitelerde, kamu kurum ve kuruluşlarındaki başörtüsü sorunu, bu sorunun yanında sorun bile değildir.
    Ne yazık ki, başörtüsü için verilen mücadelenin onda biri bile tesettürde yaşanan yozlaşma için verilmemektedir. Kamu kurumlarında, üniversitelerde başörtüsü sorununu yönetmelikle, kanunla, olmadı anayasayla çözebilirsiniz.
    Yapılan mevzuat değişikliklerini küçümsemiyorum. Yıllardır yaşanan haksızlığın giderilmesi elbette çok önemlidir. Bu, iktidarın gücüyle alakalı bir durumdur. Yarın devleti idare eden başka güçlü bir irade yasaklıyorum der, mevzuatı değiştirir, yasaklar.
    Yozlaşmayı yasal mevzuatla çözemeyiz. Bunun çözümü topyekun mücadeleyle, eğitimle olur ve kısa sürede de olmaz. Sosyal değişimler, belli bir süreç içerisinde gerçekleşir. Onun için ciddi, planlı, programlı çalışmalar yapılmalıdır, diyorum.
    Toplantı ve sempozyumlar yapılarak yazılı ve görsel basında tesettür konusu sürekli gündemde tutulmalı, programlar yapılmalıdır. Daha çok şey yapılabilir. Yeter ki bu iradeyi gösterebilelim.
    Bir de cuma vaaz konularının bu konulardan belirlenip tüm camii imamlarının hassasiyet göstermeleri sağlanmalıdır.
    Tesettür hassasiyeti olan Sivil Toplum Örgütlerinin gençlik örgütlenmelerinin katkısı alınmalıdır.
    Diyanet İşleri Başkanlığı il, ilçe, tüm yerleşim birimlerinde hatta mahallelerde komiteler oluşturarak çalışmaları organize etmelidir.
    Kısaca; Diyanet İşleri Başkanlığı, içinde bulunduğumuz fetret döneminin sağlıklı bir şekilde atlatılabilmesi için en üstten en alta kadar bu mücadelenin içinde aktif rol almalıdır. Almak zorundadır!
    -Bilmem anlatabildim mi?
Ali DUTAL











   

Sende yorum yap, katkıda bulun ve görüşünü paylaş!
  • Blogger Blogger'da Yorumla
  • Facebook Facebook'da Yorumla
  • Disqus Disqus'da Yorumla

Hiç yorum yok :


Son Eklenen Fotoğraflar

Tüm Fotoğraflar

Bozkır Siyaset Haberleri

[Siyaset][bleft]

Bozkır Mahalle Haberleri

[Mahalleler][twocolumns]

Bozkır Eğitim Haberleri

[Eğitim][threecolumns]

Bozkır Dernek ve Vakıf Haberleri

[Stklar][twocolumns]

Bozkır Etkinlikleri

[Etkinlikler][grids]

Bozkır Sağlık Haberleri

[Sağlık][list]