Ali Erzincanlı

​Öncelikle edindiğim bilgi kadarıyla, bu teknoloji harikası iletişim araçlarını tanıyalım istedim.


Girilen verileri, hafızada tutabilen ve dış ortama çıktısı gönderilebilen, elektronik cihazlara bilgisayar denir.

Birçok bilgisayar sisteminin biri birine bağlı olduğu, dünya çapında yaygın olan ve sürekli büyüyen iletişim ağı ise internettir.

Üretilen bilgiyi "saklama, paylaşma ve ona kolayca ulaşma" istekleri sonrasında ortaya çıkmış olan bu internet teknolojisi yardımıyla pek çok alanda bilgilere kolay, ucuz, hızlı ve güvenli bir şekilde erişilebilir.
İnterneti bu haliyle bir bilgi denizine ya da büyükçe bir kütüphaneye benzetebiliriz.

İnternet teknolojisinin ürünlerinden olan, günümüzün gözdesi şık ve gösterişli akıllı telefonların, rakip tanımaksızın halkımızın, yediden yetmişe, kadın-erkek, çoluk-çocuk ellerinden düşürmediklerini görüyoruz.

Akıllı ve cep telefonu kullanıcılarından bazılarının, yer ve zaman ortamı düşünmeksizin toplu alanlarda, ulu orta yerlerde görüşme yapmaları çevresindeki kimselerin mırıldanmalarına, sessiz tepkilerine neden olmaktadır.
Ayrıca bu düşüncesiz egoistçe davranışlar, trafikte ise kazalara neden olduğu gibi, ayrıca da ışıklarda bekleyen yayaları ve diğer sürücüleri de kızdırıp çileden çıkartıyor.
Şahsen benimde, birebir tanık olduğum bu davranışlarla ilgili anılarımı sizlerle paylaşmak isterim.
            *Ankara'nın Kızılcahamam soğuk su milli parkının girişinde, meşhur köfteci Ahmet Ustanın köfte evindeyiz.
            Sağ yan sıramızda uzunca bir masada 25-30 yaşlarında 11 genç toplu olarak siparişlerini beklemekteler.
            Grup halindeki düzgün kıyafetli bu gençlerin, ilk etapta dikkatimi çeken halleri, istisnasız her birinin ellerinde yada önlerinde ışıl, ışıl parlayan, yanan markalı akıllı telefonlarıydı.
Grubun bir bölümü, kendilerini telefon muhabbetine kaptırmış. Diğerleri ise ya mesajlaşıyor, ya da internete giriyorlardı.
Grupta akıllı telefonsuz olanı yoktu.
Gençler bir birinden bağımsız başka bir alemde, kendi dünyalarında, gruplarından kopmuş görüntüsü sergiliyordu.
Ellerindeki nasıl bir sihirli araç ki; toplu haldeki arkadaş gruplarındaki kişileri dahi biri birinden koparabiliyordu.
*Adam, trafikte seyir halinde, önü müsait olmasına rağmen aheste, aheste seyrediyor.
Siz arkasındasınız, karşı yönden araçlar geliyor. Önünüzdeki muhteremi sollama şansınız yok.

         Mecburen vites küçültüp hız kesiyorsunuz. Arkanızdaki araçlarda size uymak zorunda. Önünüzdeki sürücü ikazınızı duymuyor. Ya da duymamazlıktan geliyor. Yani sizi önemseyip takmıyor bile.
Bir ara müsait bir pozisyon yakaladığınızda öndeki muhteremi solluyorsunuz, siniriniz tepenizde yanından solladığınız araca göz atıyorsunuz adamın eli kulağında, telefon muhabbeti yapıyor. Yoldaki trafiği ve araçları umursamıyor bile, saygısız anlaşılan nerede olduğunu unutmuş. Sorumsuzca, görgüsüzce trafikte sıkıntı yaratıyor.
*Bir başka zaman, bir diğeri trafik ışıklarında önümüzde, sarı, yeşil ışıklar derken araçtan tık yok, hareket yok. Arkadan size ikaz kornaları geliyor. Kornaların sayısı artıyor, kulaklarınız çınlıyor.
Meğer önümüzdeki münasebetsiz telefon muhabbetinde, trafik lambalarını unutmuş, görmüyor. Birden akıl ediyor ve fırlıyor.
İş işten geçmiş. Bu kez kırmızı yanıyor, biz maalesef lamba önünde yine yeşil ışığın yanmasını bekliyoruz.
Arkamdaki sürücüden tedirginim, gelip bana çatacak diye. Neyse ki öndeki telefon manyağının aracının fırlamasıyla, hatanın bende olmadığını anlamış olacak ki, tepki göstermiyor. Rahatlıyorum.
*Bu kez yaya olarak sokakta yoldayım. Arkamda bir haykırış, tek kişilik tiyatro oyunundasınız sanki. Ya da meczup biri kendi kendisiyle kavga ediyor gibi geliyor size.
Bir ara merak saikıyla dönüp bakıyorum arkama;
Adamın kulağında cep telefonu kendinden geçmişçesine, benim varlığımı dahi fark ettiğini sanmıyorum. Boşta kalan elini öfkeyle sağa-sola sallıyor.
Adam yolda olduğunu unutmuş, evinde yada bürosundaymış gibi ruh haliyle yırtınırcasına kendini paralıyordu.
Muhatabına iş yaptırmışa benziyor. Memnuniyetsizliğini, ödeme yapmayacağını haykırıyor. Anlaşılan muhatapta adamı zorluyor, çileden çıkartıyor.
Bu nasıl bir psikoloji ki; sokaktaki telefon muhabbeti insana nerede olduğunu nasılda unutturuyor. Anlamak zor.
*Gelelim toplu taşıtlardaki telefon muhabbetine.
Halk otobüsündeyim, bir hanım efendi arkamdaki koltukta yol boyu telefon muhabbetinde, yüksek tondan vıdı vıdı konuşuyor. Kendisini çevresine dinlettiğinin farkında bile değil. Mahremler ortalığa dökülüyor. Çoluk, çocuk komşu çekiştirmesi, daha bir çok özeline tanık oluyoruz.

 Cep telefonu nasıl bir sihirli araç ki; insanların bulundukları yeri, mekanı unutturuyor. Görgü ve kural disiplininden uzaklaştırıyor.
*Cep telefonu muhabbetlerinden olumlu etkilendiğim olay ise;
Orta torosların dağ köylerinin birinde, genç bir Yörük kızının, merkep üstünde, iki ayağı yanlarda deh, deh diyerek, eşeğini gayretlerken, diğer yandan da yokuş yukarı olan yolunda ilerlemesi için eşeğinin karnını ayaklarıyla ara sıra tepiyordu.
Doğada, gözlerden uzak, kimselerin kınayamayacağı özgür bir ortamda, merkebinin sırtında, gönlünce gülücükler atarak kendini telefon muhabbetine öylesine kaptırmış ki;
 Yakınımızdan geçerken belki de varlığımızdan haberdar değildi. Doğada bile cep telefonu muhabbeti sihrini göstermişti. Bizi Yörük kızımızın dünyasından çıkarıp görünmez kılmıştı.












Haberi Yorumlayın:

0 yorum yapıldı.