Gözümün Nuru NAMAZ


​Namaz, Müslümanların günde beş defa belirli vakitlerde yerine getirdikleri farz bir ibadettir. "Şüphe yok ki namaz, müminler üzerine vakitleri belli olarak yazılmış bir ödevdir." (Nisâ, 4/103).  Namaz aynı zamanda İslam'ın temel ibadetlerinden biridir: "İslâm beş şey üzerine kurulmuştur: Allah'­tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Rasûl'ü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hac etmek, ramazan orucunu tutmak." (Buhârî, İman, 2; Müslim, İman, 19-22). Bir başka hadisinde Allah Rasûlü namazın dinin direği oluğunu belirtmiştir: "Namaz dinin direğidir." (Tirmizî, İman, 8).

Rabbimiz namazın Allah'a derin saygı duyanların dışındakilere ağır geleceğini bildirmektedir. "Sabrederek ve namaz kılarak (Allah'tan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz, Allah'a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.  Onlar, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten ona döneceklerini çok iyi bilirler." (Bakara, 2/45-46). Namazın münâfıklara ağır geldiği gibi Müslümanlar için namazın rahatlatıcı bir özelliği de vardır. Çünkü Allah Rasûlü  "Ey Bilâl, kalk namaza (çağır da) bizi namazla rahatlat" buyurdu. (Ebû Dâvûd, Edeb, 78, hadis no: 4985, 4986).

Bu ibadet Müslümanların ömürleri boyunca kılması gereken bir ibadettir: "Allah'ın yanında başka bir tanrı daha edinen o alaycılara karşı biz senin yanındayız. Onlar ileride anlayacaklar! Söyledikleri yüzünden canının sıkıldığını muhakkak biliyoruz. Ama sen Rabbini hamd ile tesbih et, secde edenlerden ol! Kesin olan şey (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et." (Hıcr, 15/95-99).

İslam'da, başta namaz ibadeti olmak üzere ibadetler hayatın merkezindedir. Hayat ona göre şekillenmesi gerekir. Namaz dışında da Müslümanın hayatı namazdakine benzemelidir. "Namazı bitirince de ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken (daima) Allah'ı anın. Huzura kavuşunca da namazı dosdoğru kılın…" (Nisa ,4/103).

Müslümanın yaşantısı doğduğu zaman ilk kulağına ezan okuyarak başlamakta ve öldüğünde cenaze namazı kılınarak tamamlanmaktadır. Yani hayat ezanla başlar namazla bitmektedir. Bu hayatın kısa yani ezanla namaz arasındaki zaman kadar olduğunu gösterdiği gibi hayatında ezan ve namaza göre düzenlenmesi gerektiğinin de bir göstergesidir.

Müslümanın hayatı bir günde kılınan beş vakit namaza benzetilebilir. Bir insanın ömrü doğumu, gençliği, olgunluk yaşı, ihtiyarlığı ve ölümü olarak kategoriye ayırırsak; beş vakit namazda böyledir. Bir günde Müslüman sabah namazıyla doğumu, öğle namazıyla gençliği, ikindi namazıyla olgunluk yaşı, akşam namazıyla ihtiyarlığı ve yatsı namazıyla ölüm halini yaşamaktadır. Yani Müslüman her gün hayata yeniden gözlerini açmakta hayatında yaşadığı evreleri beş vakit namazıyla yaşamaktadır. Nasıl insanlar genellikle hayatında yaşadığı evreleri hepsini bir anda yaşayamazsa beş vakit namazı da bir anda kılması uygun olmaz. Hayatın her anında farklı güzellikler olduğu gibi her namazın vaktinde kılınması gerekir ki o vaktin güzellikleri huzuru yaşansın. Belki de bu hikmetle Rabbimiz beş vakit namazın günün istenilen her hangi bir vaktinde değil de belirli aralıklarla serpiştirilmesini istemiş olabilir. Yani şunu söylemek istiyorum: Allah, bu ödevi 24 saat diliminde toptan uygun bulduğunuz bir vakitte kılın diyebilirdi. Böyle olunca vakit darlığı sebebiyle namaz konusunda gevşek olanların mazereti kalmazdı, diye düşünülebilir. Ama Allah namazı, kulun hayatında boş vakitlerinde, televizyon izlerken reklam aralarında sıkıştıracağı bir ibadet değil; insanın yaratılış gayesine uygun olarak namaz vakitlerine göre işini ayarlamasını istemektedir. Allah Rasûlü bir hadislerinde Ebû Zerr'e "Önce namazını vaktinde kıl daha sonra işine git" buyurmaktadır. (Müslim, Mesâcid, 241/648; Nesâî, İmâme, 55). İslâm'ın şartlarından sadece namaz kulun bütün hayatını kapsamaktadır. Allah, kendini Rab olarak tanıyan kulun sabah erkenden kalkarak kendisine şöyle söz vermesini istemektedir. "(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola ilet. Nimete erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, doğrudan sapmışların yoluna da değil!" (Fâtiha, 1/5-7). Söz verme günün diğer vakitlerinde de devam etmekte ve en son istirahata çekilmeden önce bir kez daha aynı sözlerini yenilemesini Allah Teâlâ kulundan istemektedir. Böylece kulun, Rabbine karşı verdiği bu söz, en azından diğer namaz vaktine kadar devam etmeli kötülük yapmasını engellemelidir. "Kitaptan sana vahyedileni oku, namazı özenle kıl. Kuşkusuz namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten men eder. Allah'ı anmak her şeyden önemlidir. Allah yaptıklarınızı bilir." (Ankebût, 29/45).

Namaz, içerisinde zikir, tesbih, dua, kıyam, rüku, secde gibi alt ibadetleri toplayan önemli bir ibadettir. Belki bu kadar kapsamlı olduğundandır, Rabimiz kendisinden namazla yardım istememizi istemektedir. "Ey İnananlar! Sabırla ve namazla Allah'tan yardım isteyiniz." (Bakara, 2/153). Başka bir âyette sabır ve namazın Allah'a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır geldiği belirtilmiştir: "Sabrederek ve namaz kılarak (Allah'tan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz, Allah'a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir."  (Bakara, 2/45).

Namaz Kötülüklerden Alıkoyar
Rabbimiz, namazı kötülüklerden alıkoyduğunu bildirmektedir: "Kitaptan sana vahyedilenleri oku, namazı özenle kıl! Kuşkusuz namaz hayasızlıktan ve kötülükten meneder…" (Ankebut, 29/45). Namaz aynı zamanda iki namaz arasında yapılan hataları da siler: "Farz namazlar iki vakit arasında işlenen hatalara kefarettir." (Müslim, Tahâret, 11). "Beş vakit namaz ve iki Cuma namazı aralarında büyük günah işlenmedikçe küçük günahlara kefaret olur."  (Müslim, Tahâret, 14, 15). Allah Rasûlü bir hadislerinde de beş vakit namazı ırmakta günde beş defa yıkanan kişinin durumuna benzetmiştir.  Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre, Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ne dersiniz? Birinizin kapısının önünde bir nehir olsa da, o kimse her gün bu nehirde beş defa yıkansa, kirinden bir şey kalır mı?" Sahâbîler:  "O kimsenin kirinden hiçbir şey kalmaz" dediler. Rasûl-i Ekrem: "Beş vakit namaz işte bunun gibidir. Allah beş vakit namazla günahları silip yok eder" buyurdular. (Buhârî, Mevâkît 6; Müslim, Mesâcid 283). Namazın günahları affettirdiğine dair Hz. Enes şöyle bir olay anlatmaktadır: "Ben Rasûlüllah'ın (s.a.v.) yanında idim. Bir adam huzuruna gelerek: "Ey Allah'ın Rasülü! Ben bir hadd (suçu) işledim, cezasını tatbik et!" dedi. Rasûlüllah (s.a.v.) adama (bir şey) sormadı. Derken namaz vakti girdi. Rasûlüllah'la birlikte o da namaz kıldı. Allah Rasûlü namazı tamamlayınca, adam yanına geldi ve "Ey Allah'ın Rasülü! Ben hadd (çeşidine giren bir suç) işledim. Bana Allah'ın Kitabını tatbik et!" dedi. Efendimiz "Sen bizimle birlikte namazını eda etmedin mi?" diye sordu. Adam: "Evet!" dedi. Efendimiz "Öyleyse git. Zira Allah, senin günahını affetti" veya had cezasını affetti" dedi. (Buhârî, Hudud 17; Müslim, Tevbe 44, 45). Rabbimiz ise şöyle buyurmaktadır: "Gündüzün iki tarafında (öğle ve ikindi vakitlerinde) ve geceye yakın vakitlerde (akşam, yatsı ve sabah vakitlerinde) gereği üzere namazı dosdoğru kıl. Şu bir gerçektir ki, bu hasenat (beş vakit namazın sevabı) günahları siler, yok eder. Bu, ibretle düşünenlere bir nasihattir." (Hûd, 11/114).

Kişinin namaza karşı durumu ve namaz kılışı onun diğer ibadet ve davranışları hakkında da bilgi verir. Tabiinin büyüklerinden Ebü'l-Aliye şöyle dedi: "Biz, kendisinden (hadis) almak için bir adama gelirdik de namaz kıldığında bakardık; şayet güzel kılarsa, "o, başka­sını (yani hadis rivayetini) daha güzel yapar" diyerek yanına oturur­duk. (Namazını) kötü kılarsa; "O, başkasını (yani hadis rivayetini) daha kötü yapar" diyerek yanından kalkardık." (Dârimî, Mukaddime, 38,  hadis no: 429)

Efendimiz'in (s.a.v.) Nâfile Namazı
Allah Rasûlü bir hadislerinde namazı gözünün nuru olarak nitelendirmiştir: "Bana kadın ve güzel koku sevdirildi, namaz gözümün nuru kılındı." (Nesâî, Işratu'n-Nisa, 1). Namaz O'nun  (s.a.v.) için âdeta bir sığınaktı. Rabbimiz, Rasûlünün canını sıkan bir durum karşısında ibadet ve zikir etmesini istemektedir: "Onların söyledikleri şeyler yüzünden senin canının sıkıldığını andolsun biliyoruz. Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol!  Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!" (Hıcr, 15/97-99). Hz. Huzeyfe'nin bildirdiğine göre "Rasûlüllah'ı (s.a.v.) herhangi bir şey üzecek olursa namaz kılardı." (Ebû Dâvûd, Tatavvu, 22, hadis no: 1319). Çünkü Rabbimiz namazla ve sabırla yardım istememizi istemektedir. "Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin…" (Bakara, 2/153).

Allah Rasûlü beş vakit farz namazları dışında şükreden bir kul olmak için bol bol nafile namaz kılardı. Muğîre b. Şu'be birdirdiğine göre "Râsûlüllah (s.a.v.) ayakları kabarıncaya kadar geceleri kalkıp namaz kılardı. Kendisine "Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını affetti (niye kendini bu kadar hırpalıyorsun?)" denildi. "Şükredici bir kul olmayayım mı?" cevabını verdi." (Buharî, Teheccüd, 6, Tefsir,48; Rikâk, 20; Müslim, Sıfâtu'1-Münâfikîn 79).

Allah Rasûlü, ashabına nâfile namaz kılmalarını tavsiye ederdi.  Ebû Firâs Rabîa b. Kâb şöyle bir olay anlatmaktadır: "Ben bir gece Rasûlüllah'ın (s.a.v.) evinde geceledim, kendisine abdest suyu ve başka ihtiyaçlarını getirdim. Bana "Dile benden (ne dilersen)!" buyurdu. Ben "Cennette seninle beraber olmak istiyorum" dedim. Bana "Veya başka bir şey?" dedi. Ben "Hayır! Sadece bunu istiyorum" dedim. "Öyleyse çokça secde ederek bana yardımcı ol!" buyurdu. (Müslim, Salât, 226). Ayrıca bir hadiste bildirildiğine göre Müslüman Kıyamet gününde ilk namazdan hesaba çekileceği gibi farz namaz eksiklikleri de nâfilelerle tamamlanacağı bildirilmiştir. "Halkın kıyamet gününde ilk hesaba çekileceği amel, namaz­dır. Aziz ve celil olan Kablerimizi bildiği halde meleklerine (şöyle) der; Kulumun (Farz) namazına bakınız, onu tam mı, yoksa eksik mi kıl­mış? Eğer (O kimsenin farz namazı) tam ise, onun için (namaz seva­bı) tam olarak yazılır. Eğer (Farz) namazından biraz eksik olursa, Allahü Teâlâ (şöyle) emreder: (Bu) kulum için nâfile (namaz) var mı, bir bakınız! Şayet o kimse için nâfile (namaz) var ise, (şöyle) buyurur: Kulumun (eksik olan) farzım nafilesinden tamamlayınız. Sonra (farz olan diğer) ameller de bu şekilde (ele) alınır." (Ebû Dâvûd, Salât, 144-145).

Allah Rasûlü özellikle cemaate imamlık yapanların namazlarını kısa tutması için tavsiyede bulunur ve "Bi­riniz insanlara namaz kıldıracak olursa, hafif tutsun. Çünkü içlerin­de zaîf olanı var, hasta olanı var, yaşlı olanı var. Kendi kendine namaz kıldığında ise (namazını) istediği kadar uzatsın" buyurdu. (Buhârî, Ezan, 62; Müslim, Sâlat, 184, 186). Hatta imamlık yapanlardan namazı uzun tutanlara kızmıştır. Bir kimse gelip "Yâ Rasûlallah, fulancanın bize namaz kıldırırken uzat­masından dolayı sırf onun yüzünden sabah namazına gitmekten geri kalıyorum", dedi. Rasûlullah'ı hiçbir konuşmasında o günkü kadar öfke­li görmedim. Sonra Rasûlüllah "İçinizden bâzı kimselerde cemâati nefret ettirme hasleti vardır. Herhanginiz namaz kıldıracak olursa, kısa ve hafif tutsun. Çünkü cemâatin içinde zaîf olanı var, yaşlı olanı var, ihtiyâç sahibi olanı vardır" buyurdu. (Buhârî, İlim, 28, Ezan, 61, 63, Edeb, 75, Ahkâm, 13;Müslim, Sâlat, 182).

Allah Rasûlü nâfile namazların uzatılması konusunda bir sınırlama yapmamış ve hatta kendisi nâfile namazlarını uzun tutmuştur. Çünkü O'na göre nâfile namazların kemiyetinden öte keyfiyeti önemlidir. Yani kılınacak rekat sayısından daha çok, Allah Teâlâ'nın huzurunda geçirecilecek huzurlu zaman ve bu zamanın kalitesi önemlidir. Huzeyfe b. Yemân şöyle anlatmaktadır: "Bir gece Peygamber (s.a.v.) ile birlikte namaz kıldım. Bakara sûresine başladı, ben (içimden) "Yüz âyeti tamamlayınca rü­kû eder" dedim. Sonra devam etti. Ben (içimden) "Bütün sûreyi bir rekatta okuyacak" dedim. O yine devam etti. "Ben bu sûre ile rükûya varır" de­dim. Sonra nisa sûresine başladı. Onu da okudu. Sonra Âl-i Imrân sû­resine başladı, onu da okudu. Ağır ağır okuyor, içinde tesbih bulunan bir âyete gelince tesbih ediyor; istek âyetine gelince istiyor; sığınma âyetine gelince (Allah'a) sığınıyordu. Sonra rükuya gitti ve "Sübhâne rabbiye'l-azîm" (Büyük Allah'ımı tenzih ederim) demeye başladı. Rasûlüllah'ın (s.a.v.) rükusu kıyamı kadardı. Sonra "Semiallahulimen hamideh. Rabbenâ leke'l-hamd" (Allah kendisine hamd edenin hamdini işidir. Ey Rabbimiz hamd sanadır" dedi. Sonra rükuda kaldığı bir süre kadar ayakta durdu. Sonra secde etti. Ve "Sübhâne rabbiye'l-a'lâ" (Ulu Allah'ımı tesbih eylerim) dedi. Secdesi de kıyamından farksızdı. (Müslim, Salâtü'l-Misafirin, 203). Abdullah b. Mesud da Allah Rasûlü'nün nâfile namazı uzattığını şöyle anlatmaktadır: Ben Rasûlüllah (s.a.v.) ile birlikte namaz kıldım. Kırâatı o kadar uzattı ki, ben bir edepsizlik yapmayı düşündüm. Ona "Ne yapmak istedin?" dediler. O da "Oturup onu (yalnız) bırakmayı düşündüm" dedi. (Müslim, Salâtü'l-Misafirin, 204).

Namazımızın göz aydınlığı olması dileğiyle…

Yrd. Doç. Dr. Mustafa KARABACAK 
Sende yorum yap, katkıda bulun ve görüşünü paylaş!
  • Blogger Blogger'da Yorumla
  • Facebook Facebook'da Yorumla
  • Disqus Disqus'da Yorumla

Hiç yorum yok :


Son Eklenen Fotoğraflar

Tüm Fotoğraflar

Bozkır Siyaset Haberleri

[Siyaset][bleft]

Bozkır Mahalle Haberleri

[Mahalleler][twocolumns]

Bozkır Eğitim Haberleri

[Eğitim][threecolumns]

Bozkır Dernek ve Vakıf Haberleri

[Stklar][twocolumns]

Bozkır Etkinlikleri

[Etkinlikler][grids]

Bozkır Sağlık Haberleri

[Sağlık][list]