Bozkır'da Ev sahibi omak istermisiniz!

Ramazan sohbetlerinde bugün ki konuğumuz olan Hayra Hizmet Vakfı Başkanı hafız Hasan Hüseyin Varol hoca, "ömrümü ilime adadım" dedi.
 
Konya'nın Bozkır İlçesine bağlı eski adı Belören olan Sarıoğlan beldesinin Kızılçakır köyünde 1934 yılında doğdum. Nüfus kağıdına göre 1934 olan doğum tarihim aslında 1933'tü.

Kapı caminde görevliydim. Bir gün bizim köyden Yakup Amca çıktı geldi.

-Doğum tarihini tam olarak biliyor musun dedi.

-1934 dedim.

-Sen dedi 1933 doğumlusun. O yıllarda sizin köyün Köy Katibi bendim. Sen doğduğunda baban 1933 olarak yazalım dedi askere biraz daha gençleşmiş olarak gitsin.



13 yaşıma kadar köyümde kaldım. Köyümüzde İlkokul yoktu. Biz 1947 yılının Ekim ayında Konya'ya geldik. O gündür bugündür Konya'dayım.

Konya'ya geldiğimizde beni Sultan Selim Camii Hatibi Şükrü Efendiye teslim etiler. Hafızlığımı Şükrü Efendide tamamladım.  Tahir Büyükkörükçü Hoca'dan Arapça öğrenmeye başladım.15-16 öğrenciydik. O günlerde Arapça okuduğumuz için götürüldük, kitaplarımız derdest edildi. Daha sonra İstanbul'a gittim. İstanbul'da Enderunlu İsmail efendide okudum. Daha sonrada Ermenekli Mustafa Saffet Hoca'da okudum. Rahmetli Lütfi İkiz'de aynı Hoca'da okumuştu. İki yıl sonra Konya'ya geri döndüm. İstanbul'dayken Tophane Yusufiye Camiinde görev yapmıştım. Konya'da ilk görevin Alaaddin Camii İmamı Hafız Hüseyin'in yanında müezzinlik yaptım.

Konya İmam-Hatip Lisesinde beş yıl Kur'an öğretmenliği yaptım. 1982'ye kadar Uluırmak Burhan Dede Camiinde on yıl İmamlık yaptım. On yıl Sultan Selim'de, 4-5 yılda Kapu Camiinde görev yaptım. Hizmetlerimi birleştirip emekli oldum. 1975 yılında Hayra Hizmet Vakfını kurdum. Vakıf idaresi ile meşgul oldum, hala oluyorum. Burada imamları, Kur'an Kursu öğretmenlerini okutuyorum. Hayatım bu şekilde devam ediyor.



İLKOKUL HOCAM POLATLILI YUSUF HOCAYDI

Köyümüzde ilkokul yoktu. Köyümüzden Konya'da 1947 yılının Ekim ayında gelmiştik. Biz Konya'ya geldikten bir yıl sonra köyümüze ilkokul yapıldı.

Ama ben bir merak saikiyle yeni Türkçe harflerle okumayı öğrenmiştim. Bizim bir hocamız vardı. İstiklal Savaşı gazisi Polatlı'lı Yusuf Hoca.  Hayatımda tesirli olan bendeki kabiliyeti keşfedip beni yönlendiren Allah Rahmet eylesin Yusuf Hocadır.

Arkadaşlarımla birlikte bize dedi ki;

-Ben size bir Hocalık yapayım, size Osmanlıcayı öğreteyim.

Ve şu beyti Osmanlıca olarak yazdı.

"Dar-ı dünya hoştur amma akıbeti mevt olmasa/ Zevk-i cennet hoştur amma şiddeti nar olmasa."

İki satırlık bir şey yazdı. Zaten Arapça okuyup yazıyorduk. Bu beyti yaza yaza Osmanlıcayı öğrendim. Kitap merakım vardı

Bir gün sokakta bir kağıt parçası buldum. Uzun bacaklı bir adam vardı. Amerika'yı temsil ediyormuş. Ama yazı, bildiğim yazılara benzemiyordu. Ancak yazı bildiğim bir yazı değildi.  Yazıya baktım. Okuyamadım. Bu gazete parçasını rahmetli babama getirdim. Babam bu işe kafamı takmamı söyledi. İlgilenmedi. Ben de bu gazete parçasını sakladım. Biz elifba öğrenmiştik. Bir punduna getirip bu yazının elifbasını yazdıracağım. Biz elifba bilirdik. Alfabe gibi bir şey görmemiştik.

Bir gece evimizde hıçkırıklarla uyandım. Salonda bir asker, anam ve babam vardı. Asker ağlıyordu. Onunla birlikte anam ve babam da ağlıyorlardı. Asker olan adam dayımdı. Askerliği bitmiş eve dönmüştü. Dayımın karısı o askerdeyken hastalanıp ölmüş. İki çocuğu o askerdeyken ölmüş, askere ona haber verememişlerdi. Dayım ise onları evde bulamayınca bize geldiler sanmış ve acı haberi bizim evimizde öğrenmişti. Onların ağlamalarını görünce bende ağlamaya başladım. Çocukların en büyük silahları ağlamadır. Sen niye ağlıyorsun diye sorduklarında, o gazete parçasını çıkardım. Ben bu yazıyı okuyamadım, onun için ağlıyorum dedim. O gazete parçası Köylü yada Köroğlu gazetesinin parçasıymış. Rahmetli babam insafa geldi, yumuşadı. Güdük bir kalem buldu geldi. Dayımla babam yardımlaşarak 29 harfi yazdılar. O zamanlar Nüfus kağıtları bir defter şeklindeydi. Babamla dayım nüfus kağıdının boş sayfalarından birine birlikte 29 harfi tek tek yazdılar. Bendeki ağıt bitti.

Ertesi gün annem üç-beş tane yumurta verdi. Çerçiye git bunlarla defter ve kalem al dedi. Çerçiye yumurtaları verip kalem ve defter aldım. Yıl 1943 veya 1944 olabilir. On yaşlarında olduğum sıralar.

Önce bir H yazdım. Yanına S, onun yanına da N harfi koydum. " Hasan " yazacağım. Niyetim adımı yazmaktı. Babam gösterince;

-Bak, dedi H ile S'nin arasına A koyacaksın, S ile N arasına da bir A daha koyacaksın ancak bu şekilde Hasan olacak…

-Benim bütün okuma hayatım bundan ibaret.

Sakladığım gazete parçasını çıkardım kekeleye kekeleye duraksaya duraksaya hem yazdım, hem okudum. Adeta ezberledim.

Devamı Gelecek. -  Konya Pusula Haber

Haberi Yorumlayın:

0 yorum yapıldı.