Bozkır'da Ev sahibi omak istermisiniz!

İki derviş yolda giderlerken, bir derenin kenarında karşıya geçmek için bekleyen genç bir kadın görmüşler. Kadın, dervişleri görünce:

Kardeşler, demiş, çok acelem var, ne olur bana yardım edin de karşıya geçeyim. Ben sudan çok korkarım, tek başına geçemem. Dervişlerden biri:

Hay hay bacım, demiş ve kadını sırtına alarak derenin karşısına geçirmiş. Kadın, bu iyi niyetli dervişin zor zamanındaki yardımından öyle memnun olmuş ki, dervişe dua üstüne dua etmiş. Ve dervişler:

Uğurlar ola bacım, diyerek yollarına devam etmişler. Fakat öteki derviş, arkadaşının bu davranışını başka bir biçimde yorumlamış ve bu yaptığını hiç de hoş karşılamamış. Yaklaşık bir kilometre yürüdükten sonra kendini daha fazla tutamayarak âdeta patlamış:

Sen kadını sırtına aldın ve onu karşıya geçirdin ha! Söylesene, böyle bir şeyi nasıl yapabildin? Biz dervişiz; bırak bir kadını sırtlayıp karşıya geçirmek, onlara bakmamız bile yasaktır, bilmiyor musun?

Öteki derviş, arkadaşına dönmüş ve demiş ki: Evet, ben o çaresiz kadını sırtıma alıp karşıya geçirdim, doğru; ama ben onu orada bıraktım; oysa sen hâlâ oradasın ve onu hayalinde taşıyorsun.

Günümüz anne babalarının çocuklarla ilişkilerini anlatan güzel bir hikâye olduğunu düşünüyorum. Anne babalar birinci derviş gibi çocukları belli bir aşamadan sonra sırtlarında indirmeleri gerekirken ikinci derviş gibi hâlâ sırtlarında taşımaktadırlar. Vaziyete bakılırsa taşımaya da devam edecekler gibi. Bunu LGS ve YKS tercih danışmanlığında bunu daha çok göryoruz. Çünkü tercih kaygısını çocukların yaşaması gerekirken anne babaların yaşadıklarını gördük.

Tercih danışmanlığı sürecinde yaşadıklarımız, anne-baba çocuk ilişkilerinde; "Taşıma su ile değirmen döndürülmeye" çalışıldığını gördük.

Anne babalar, ellerinden gelen bütün fedakârlıkları yapmış ve semeresini almak istiyorlar. Çocuklarda sorumluluk bilinci içinde bunun semerelerini vermeleri gerekirken bu konuda en küçük kaygıları da yok. Çünkü çocuklar,  anne babalarının sırtlarından inmeye, anne babalarında indirmeye niyetleri yok.

Anne babaların ifadesiyle; yemeyip yedirilen, giymeyip giydirilen, el bebek gül bebek büyütülen bu çocuklar için okul adına da fedakârlıklar fazlasıyla yapıldı. Anne babalar, imkânlar ölçüsünde daha iyi okul ve daha iyi üniversite kazanmaları için çocuklarını özel öğretim kurslarına gönderdiler. Durumu iyi olanlar ise özel okullara gönderdiler. Ancak LGS ve YKS sonuçlarını ellerine aldıklarında durumun hiçte içi açıcı olmadığını gördüler. Başka bir ifadeyle çocuklarını sırtlarından indirmek yerine taşımaya devam edeceklerini gördüler.

Anne babalar, sınav sonuçlarına göre en iyi tercih nasıl yaptırırım kaygısı içinde iken aynı kaygının çocuklarda olamadığını gördük. Sanki anne babası okuyacak. Evladım şu okul olur mu? Olmaz! Şu üniversite olur mu? Yok! Şu ildeki üniversiteye giden mi? Uzak! Bir yıl daha hazırlansan olur mu? Bir yıl daha bu stresi çekemem cevabını verirler. Yani anlayacağınız ne okul, ne üniversite, ne de meslek beğenirler. Burun kıvırmaları görünce sende zannedersin ki iyi bir puan çıkardılar. Nerde…

LGS içinde durum aynı. Tercih yapmaya tek gelen anne babalara çocukların nerde olduğunu sorduğumuzda evde hocam diyorlar. Neden gelmediğini sorduğumuzda anne babalar çocuklar adına değişik mazeretler öne sürmektedirler. Çocukların her şeylerini düşünen anne babalar çocukların tercihlerini dahi çocuklara adına düşünmeleri garip değil mi dediğimizde; "Hocam o daha çocuk." Evet onun bir çocuk olduğu gerçek. Peki bu çocuk ne zaman büyüyecek dediğimizde mantıklı bir cevapları da olmadığını gördük. Tercih için anne babasıyla gelen çocuklar yok mu var; fakat gelenlerin birçoğu da anne babalarının yanında süs perisi gibi durmaktadırlar.

 

 

 

 

 

Haberi Yorumlayın:

0 yorum yapıldı.