Recent Comments

​HEDEFE GİTMEK İÇİN YOLU GÖRMEK ŞART DEĞİLDİR ÖNEMLİ OLAN İNANMAKTIR


Bizim coğrafyamızda hayat hep zordu. Özellikle Toroslar'ın eteklerinde kurulan Bozkır, Hadim ve Taşkent gibi coğrafyalar daha zordur. Şartlar insanı ilim öğrenmeye yöneltir.  Diğer seçenek ise çalışmaktır. Bu coğrafyada kadın olmak her şeyden evveli görme engelli olmak daha da zordur.  Şimdiki hikayemiz işte böyle bir coğrafyada ama olan bir kızın hayata tutunma mücadelesini ve sonunda geldiği noktayı anlatıyor. Hikayemiz kurgu barındırmakla beraber gerçek bir olaydan alıntıdır.  Kahramanların isimleri değiştirilmiştir.

Sümeyye, İslamın ilk şehidesinin ismini taşıyordu. Doğum sonrasında geçirdiği ateşli bir rahatsızlık onu daha dünyayı tanımadan gözlerini kaybetmesine neden olmuştu. Bu onun ilk imtihanıydı ama son olmayacaktı. Sümeyye'nin babası çiftçilik ve şoförlük ile geçimini sağlıyordu. İlk başlarda kızının gözünün açılması için mücadele veren babası, sonuç alamayınca takdirin böyle olduğunu düşündü. Maddi sebeplerle bu işe girişemedi. Ama aklı hep kızındaydı. Ya kaybolur giderse ya da biz olmazsak. Sümeyye 6 yaşlarındayken babası kullandığı kamyonun şarampole yuvarlanması sonucu vefat etti. Artık annesi ile birlikte hayata tutunma mücadelesi devam etti.          

Okul çağı geldiğinde imkânsızlıklar sebebiyle ilçesindeki ilkokulun özel eğitim sınıfına kaydoldu. En azından ilkokul diploması olsun istiyordu.  Anadolu'da şöyle bir gelenek vardır. Görme engelli kişiler hafızlığa verilirdi. Çünkü dünyanın kötülüklerini görmeyen berrak bir zihin Kur'an-ı Kerim'i daha rahat ezberlerdi. Bu yolda kendisinin isteği vardı. Cesaretlendirecek bir kişi arıyordu. Memleketindeki Kur'an kursuna yeni tayin olan Emsal hoca "Sen gönül gözüne güveniyorsan ben varım dedi". Yol meşakkatli ama yoldaş sağlamdı. Hedefe gitmek için yolu görmek şart değildir. Önemli olan inanmaktır esasıyla yola çıkıldı. Uykusuz geceler ve bir tarafta açık lise sınavları Sümeyye'yi zorlasa da 4 yılın sonunda hıfzını tamamlamıştı.  Ancak icazete kadar geçen süreçte hocasının tayini çıkmış ve hoca değişmişti. En sonunda icazet almaya hak kazanmıştı. Çok sevinçliydi. Telefonla hocasını aradı. Hocasını icazet programına çağırdı." Siz yoksanız ben de yokum" böyle bilin dedi.                              

   İşte böyle bir Eylül akşamında icazet programı başlamıştı. Bütün ilçe halkı hafız ve hafizeleri dört gözle bekliyordu.  Kendinden öncekiler gittikçe heyecanı artıyordu. İsmi okundu. Ardından hocası sahneye çıktı. Hocasının göz bebeğiydi. İçi içine sığmıyor ağlamak istiyordu. İnsanlar bu manzarayı elleri patlarcasına dakikalarca ayakta alkışladılar. Kimileri anı yakalamaya çalıştı. Bu olaydan bir müddet sonra onun hafize olmasında emeği geçen büyükleri hediye olarak umreye gönderdiler. Annesi ile birlikte Kabe yollarına gitti. Mekânı görmüyordu. Ama yolunu şaşırmayacak kadar bilinçli bir şekilde gidiyordu. Zaten hedefe gitmek için yolu görmek şart değildir. Önemli olan inanmaktır. Kabe'de bir dua daha etti. " Allah'ım bana, benim gibi olanlara göz aydınlığı olma fırsatını ver." Duaları kabul olmuştu. Kendisi gibi görme engelli kızlara hocalık yapabileceği bir kursta hoca olmuştu. Babasının mezarı başında gözünden tek bir damla yaş düştü. İlim öğretip; ilmimi yaşayacağım. Bir ömür boyu sadaka-ı cariyen olacağım.

   Yarısı gerçek, yarısı kurgu olan bu hikâyede alkışlayanlar arasında bende vardım. İzleyenlerin çoğu onu unuttu. Şahsen bu güzel hikayeye bir yerinden şahitlik ettiğim için mutluyum. Tarihe not düşmek ve unutturmamak adına bu hikayeyi özünü bozmadan kurguladım. Şahısların isimlerini zaruret icabı değiştirdim. Hikayenin kahramanları başta olmak üzere Allah'ın kelamına hizmet edenlere sonsuz selam ve muhabbetle….

 

 

 

   

Yorum Gönder

0 Yorumlar
* yapılan yorumlar denetlendikten sonra yayınlanmaktadır.
...

Ad

E-posta *

Mesaj *

buttons=(Accept !) days=(20)

Bozkır Android Uygulamasını Telefonunuza indirin!!!
Accept !