Articles by "Osmanlıda Bozkır"
Osmanlıda Bozkır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cihan devleti olmak böyle bir şey! Eğitim kalitesi bugün bile yakalanamıyor.


Yeni Akit'in Haberleştirdiği Bozkır Kovanlıktan Noter Emeklisi Mehmet Yaman Abimizin bir gönderisi sizlerle. 

Osmanlı döneminde verilen ilkokul ve ortaokul eğitimi bugünün üniversiteleriyle yarışır bir konumda bulunuyordu. Bir vatandaşın incelediği Osmanlı dönemine ait ilkokul ve ortaokul diplomaları vaziyeti gözler önüne seriyor.

Osmanlı'nın son dönemlerinde verilmiş ilkokul ve ortaokul diplomaları hakkında bilgi veren duyarlı vatandaş, o dönemde amcasının Konya'nın Bozkır ilçesi Kovanlı Köyü'nde aldığı diplomayı gösterme amacının bugün ile mükayese olduğunu söyledi. İlk okul diplomasında bugün üniversitelerin güzel sanatlar fakültelerinde verilen güzel yazı dersleri olduğunu belirtti. Amcasının ortaokul diplomasını da tanıtan ve eğitim camiasında hizmetlerde bulunmuş Mehmet amca tarihte hiç bir zaman "Osmanlı İmparatorluğu" lafzının geçmediğini ancak Avusturyalı Hammel'in Osmanlı İmparatorluğu'nu kullandığını, Osmanlı'nın ise "Yücü Osmanlı Devleti" lafzını kullandığını söyledi.

Mehmet amca şöyle konuştu:

Rahmetli, Halil İnalcık bile bunu Devlet-i Aliyye-yi Osmâniyye diye kullandı. Osmanlı Devleti sömürgeci değildir diğerleri gibi, diplomada başka neler var. Ortaokulda bile iki yabancı dil var. Farsça ve Arapça idi. Zirai konularla ilgili ortaokulda ders veriliyor. mühendislik, geometri, coğrafya, tarih gibi dersler var. İlkokulda kendi tarihini ortaokulda ise dünya tarihini öğretiyor. Ortaokulda Arapça ve Farsça gibi iki yabancı dil, hıfzısıha ve ziraat dersini veriyor. Şimdi bizde yüksek eğitimlerde bile yabancı dil yok. Doçentlik ve Profesörlükte bile şimdi iki dil yok tek dil var. Diplomada öğretmenlerin isimleri ve alınan notlar da bulunuyor. Şimdi iki devrin eğitim sistemi ve diplomalarını mukayese edelim. Ali Naili Erdem isimli bir Milli Eğitim Bakanı vardı. Ben kendisine iki devrin eğitim politikasını mukayese eder misiniz? dedi. Bana bırakın mukayeseyi, biz bunu yakalayamayız diye söyledi.



Bu listedeki kuruluş tarihleri, yerleşim yeri olarak o ilin ya da ilçenin ne zaman kurulduğunu değil, il ya da ilçe oldukları tarihleri belirtmektedir. Kuruluş tarihi "Cumhuriyet Öncesi" olan iller Osmanlı İmparatorluğu döneminde zaten vilayet olmuştur. Cumhuriyet öncesi kurulan ilçeler ise Osmanlı döneminde kaza olarak adlandırılan yerleşim yerleridir. Örneğin: buradaki kuruluş tarihi 1950 olan bir ilçe yüzlerce yıl önce kurulmuş bir yerleşim yeri olabilir ama ilçe olma tarihi 1950'dir.

İLİ/İLÇESİKURULUŞ  TARİHİKANUN  NUMARASIRESMİ GAZETE TARİHİ VE SAYISI
KONYACUMHURİYET ÖNCESİ
AHIRLI20.05.1990364420.05.1990-20523
AKÖREN04.07.1987339204.07.1987-19507
AKŞEHİRCUMHURİYET ÖNCESİ
ALTINEKİN04.07.1987339204.07.1987-19507
BEYŞEHİRCUMHURİYET ÖNCESİ
BOZKIRCUMHURİYET ÖNCESİ
CİHANBEYLİ26.06.192687726.06.1926-404
ÇELTİK20.05.1990364420.05.1990-20523
ÇUMRA26.06.192687726.06.1926-404
DERBENT20.05.1990364420.05.1990-20523
DEREBUCAK04.07.1987339204.07.1987-19507
DOĞANHİSAR01.09.1957703327.06.1957-9644
EMİRGAZİ20.05.1990364420.05.1990-20523
EREĞLİCUMHURİYET ÖNCESİ
GÜNEYSINIR20.05.1990364420.05.1990-20523
HADİM26.06.192687726.06.1926-404
HALKAPINAR20.05.1990364420.05.1990-20523
HÜYÜK04.07.1987339204.07.1987-19507
ILGINCUMHURİYET ÖNCESİ
KADINHANICUMHURİYET ÖNCESİ
KARAPINARCUMHURİYET ÖNCESİ
KARATAY27.06.1987339927.06.1987-19500
KULU01.06.1954632510.03.1954-8654
MERAM27.06.1987339927.06.1987-19500
SARAYÖNÜ01.04.1959703327.06.1957-9644
SELÇUKLU27.06.1987339927.06.1987-19500
SEYDİŞEHİRCUMHURİYET ÖNCESİ
TAŞKENT04.07.1987339204.07.1987-19507
TUZLUKÇU20.05.1990364420.05.1990-20523
YALIHÜYÜK20.05.1990364420.05.1990-20523
YUNAK01.03.1953606803.03.1953-8349
Bu bilgiler ışığında değerlendirmek gerekirse Konya ilimizin Akşehir, Beyşehir, Bozkır, Ereğli, Ilgın, Kadınhanı, Karapınar ve Seydişehir ilçeleri Cumhuriyet Dönemi öncesi köklü bir ilçe geçmişi vardır. 




Edinilen son dakika haberine göre Osmanlı imparatorluğu döneminde dünyaya gelen Ümmügülsüm Eroğlu, dün hayatını kaybettiği Paris'ten Türkiye'ye uğurlandı.

Osmanlı imparatorluğu döneminde dünyaya gelen Ümmügülsüm Eroğlu, dün hayatını kaybettiği Paris'ten Türkiye'ye uğurlandı. Osmanlı İmparatorluğu Döneminde dünyaya gelen ve İmparatorluğun son nesli olan Konyalı Ümmügülsüm Eroğlu, uzun zamandır yaşadığı Paris'te 99 yaşında hayatını kaybetti. Organ yetersizliğinden hayatını kaybeden Eroğlu'nun cenazesi Saint Gratien Camii'nde kılındı. Eroğlu'nun cenaze namazını torununun oğlu imam Mustafa Uçar kıldırdı. Ümmügülsüm Eroğlu, dualarla uğurlandı. Eroğlu'nun cenazesi toprağa verilmek üzere Türkiye'ye gönderildi. Eroğlu, doğum yeri olan Konya'nın Bozkır ilçesinde Cumartesi günü toprağa verilecek.

Konya'nın Bozkır ilçesinde, Cumhuriyetin kuruluşundan önce 1922 yılında dünyaya gelen Ümmügülsüm Eroğlu, yıllar önce eşini kaybetmesinin ardından çocukları tarafından Fransa'ya getirilmişti. - PARİS


I.Ahmed dönemi (1603-1617) Celali eşkıyalarından Dereli Halil  Seydişehir Kazasındaki şenaatlerini (fenalık,alçaklık) II.Osman (1618-1622) ve IV.Murad döneminde de ara vermeden sürdürmüştü. Seydişehir'in kervan yolu üzerinde önemli bir ticaret noktası olması ilgi çekerken, Küpe dağlarında pek çok mağara ve dehlizin varlığı bu sarp arazide fesad ve eşkıya güruhunun saklanmasına imkan vermekteydi.
 
Konuyla ilgili olarak Tarihçi Ercan Arslan şunları söyledi "Bozkır kazasının  Dere köyünden   sipâhî  zorbası Halîl Seydişehir Kazası'nın Armudlu köyünden sipahi  Hüseyin ve hizmetkârı Nûrullâh'ın evlerini basıp kendileriyle birlikte yakmıştı. Bu esnada Halil'in en sadık adamlarından   aynı köyden Bekir, Abdussamed, Gâzî, Muharrem, Şabân, Lütfi,Satı, Mustafa , Bâlî, Velî, Piyâle, Balcıoğlu, Kara Hasan, Nesîmî, Velî Nasûh ve Çat köyünden Sunî, Hâbil, İlyas, Hacı Durmuşoğlu,  Hacı Ivazoğlu, Alî Baba, Ramazan, Kozağacı köyünden Şaban, Eldoğan köyünden Mûsâ Efendi oğlu İbrâhîm de yanında bulunuyordu. Bu hadise üzerine Hüseyin ve Nurullah'ın varîslerinden Nurlu ve Ganimet hatunlar ile Mustafa,  Kadıya müracaat etmişler ve yaşananlar naib ve mübaşir eliyle kayıt altına alınarak İstanbul'a bildirilmişti. Esasında Seydişehir Kadısı ve Karaman Beylerbeyi evvelden de Dereli Halil ve çetesinin kötülüklerini başkente haber etmişlerdi. Payitahttan gönderilen II.Osman dönemine ait Kasım 1618 tarihli hükümde (BOA.Müh.Def.82-351-21) özetle "fesad taifesi eşkıyanın haklarında lazım geleni icra eyleyesiz" denilmekteydi. Lakin bunu başarmak pek kolay olmayacaktı.
 
Arşiv belgelerinde eşkıya Dereli Halil'in 1628 sonrası faaliyetlerinin arttığını görülüyor. Bunun sebebi Seydişehir'in Kavak köylü eşkıya başlarından  Dağlar Delisi Süleyman ve kardeşi Deli İlahi'nin  ölümleri idi. Artık rakibi kalmayan Dereli Halil köyünden kalkıp avanesiyle Seydişehir'e gelerek Hoşhanzadelerin Konağını zaptetmiş ve faaliyetlerini buradan yürütmüştü. Kış mevsiminde ekseriya Gencek Bucağı'nın Taşdereköyünde otururdu. Osmanlı Vakanüvisi (Tarihçi) Halepli Mustafa Naima Efendi eserinde eşkıya Halil için "halka bir gazab-ı ilahi oldu" demekteydi. Eşkıya kel Halil'e Osmanlı Devleti'nin merkezi otoritesinin sarsıldığı, ücretli leventlerin ipliğinin çürüğe çıktığı, sekbanların ise gözü izinde bir sürü zehresiz (zehirli yılan) olduğu yıllarda 3 Ağustos 1629 tarihli berat ile Seydişehir, Beyşehir, Niğde, Kayseri, Akşehir, Kırşehir ve Aksaray'da asker toplama yetkisi verildi. Bu yetkiyle  Karaman Eyaletinin zorbası Seydişehir'de haddi olmadan kadı yerine davalara bakar olmuştu. Konağında güya adalet dağıtıyor kimine hayat bahş ediyor kiminin elini, dilini kestiriyor  bazısının da idamını ferman buyuruyordu. Kimde bir kürklü libas, kimde bir cins at görse kardeşi oğlu Ramazan'ı gönderip "Ağam kürkünü ister, atını ister der alıp getirtirdi". Seydişehir halkı bu haraminin yaptıkları yüzünden adeta canından bezmişti. Halkın bir kısmı başka kazalara göç etmek zorunda kalmıştı. Seydişehir Köylerine baskınlar verip ahalinin mal, mülkünden pahada ağır olanları gasp ettirirdi. Nihayet Dereli Halil'in zulümleri Seydişehirliler tarafından bu defa IV. Murad'a mektuplarla arz edildi.

IV.Murad, Halil Eşkiyasının Katlini buyuruyor

IV.Murad (1623-1640) eşkıyadan muzdarip Seydişehirlilerin yazdıkları şikayet mektuplarına kayıtsız kalmamıştır. Bolvadin Beyi Çerkez Küçük Ahmet Paşa,  Halil'in idamıyla görevlendirildi. Paşa askerleriyle Akşehir, Çiğil yolunu aşıp Halil'i Seydişehir'deki konağında bir gece gafil avladı. Halil fesad ve şenaat taifesinden adamlarıyla katledildi. Katledilenlerin içinde Yaycı Hasan zorbası da vardı. Halil'in başı Seyyid Harun Cami karşısındaki çarşı meydanında ibreti alem için üç gün bekletildi ve sonrasında usül üzere balmumuna batırılıp diğeriyle birlikte İstanbul'a gönderildi.

Tarihçi Arslan devam ederek  "14.yüzyıl başında orijinal bir Türk kenti olarak kurulan Seydişehir Osmanlı Devlet otoritesinin zayıfladığı duraklama döneminden (1579-1699) itibaren Celali eşkıyasından çok çekmiştir. Emir Şahi, Kavaklı Dağlar Delisi Süleyman ve kardeşi Deli İlahi, Dereli Halil, Boyalılı Seyit Ahmet, Tavil (Uzun) Ali, Gevreklili Bıyıklı Ahmet ve oğlu Numan, Karahaydaroğlu Mehmed, Katırcıoğlu bu taifenin Seydişehir havalisindeki önde gelen zorbalarıydı. Asilerin yaptığı zulümler Konya mahkeme kayıtlarında da tafsilatıyla yer almaktadır. Dereli Halil'in şenaatleri ise M.Turhan Tan tarafından yazılan "Cehennemden Selam" adlı romanının(1928) Eriyen Dağlar bölümünün konusunu oluşturmuştur. R. Ekrem Koçu "Dağ Padişahları" isimli romanında (1962) bu azılı şakilerin bir kısmına yer vermiştir" dedi.

Kaynak : Seydişehir Haber

Şer'iye sicilleri Osmanlı toplumsal hayatının ortaya çıkarılmasında vazgeçilmez kaynaklarımızdandır. Bu siciller sayesinde herhangi bir şehrin veya çevresinin idari, ekonomik, siyasi, kültürel, toplumsal vb. olayları tespit edilebilmekte, tespit edilen bu veriler, bilgiler ışığında incelenen dönemle ilgili yukarıda belirtilen hususlar hakkında yorumlar yapılabilmektedir. Bu tebliğde Konya şer’iye sicillerinden hareketle, Bozkır ve çevresinde meydana gelen ve Konya mahkemesine intikal eden bazı olaylar incelenmeye, bu olaylar sayesinde Bozkır’ın geçmişine yolculuk edilmeye çalışılacaktır. 

Osmanlı kadısının tuttuğu kayıtlara Şer’iye Sicilleri, Kadı Defterleri, Şer’i Mahkeme Sicili gibi değişik isimler verilir. Bu isimler içerisinden en çok bilineni ise Şer’iye sicilidir. Bu siciller, Osmanlı Devleti’nin idari, sosyal, ekonomik, hukuki ve kültürel tarihinin ortaya çıkarılması, mahalli tarihlerin yazılmasında öne çıkan birincil kaynaklar arasındadır. Diğer taraftan siciller sayesinde Osmanlı kadısının devlet teşkilatı içerisindeki yeri, durumu ortaya çıkarılabilmektedir. Günümüzde siciller esas alınarak birçok çalışma yapılmış, bu çalışmalarda taşra idaresinin genel durumu ortaya çıkarılmıştır.

Şer’iye Sicillerinin muhtevasına bakıldığı zaman şu hususlar karşımıza çıkmaktadır. Merkezi hükümetlerin yerel yöneticilerden istekleri, emirleri (fermanlar), bölge ahalisinin durumu, her türlü sıkıntıları, aile yapısı, komşuluk ilişkileri, nikah ve boşanma işleri, miras meseleleri, ticari hayatın durumu, ürün fiyatlarıyla ilgili düzenlemeler (narh), belediye işleri, asayiş meseleleri, doğal afetler, yetişen ürünler, idari yapı, lakaplar vb. yani ilgili yerlerin aile, askeri (genel seferlerde buradan ne kadar asker verileceği, lojistiklerinin nasıl temin edileceği, askeri yol güzergahları vb.) iktisadi (geçim şartları, yetiştirilen ürünler, sanayi faaliyetleri, toplanan vergilerin türü ve miktarı vb.), hukuki yapıları. Diğer taraftan, kültürel eserlerinin durumu (inşası, bakımı, tamiri, görev yapan kişileri), taşrada timar sisteminin işleyişi gibi konular bu defterler sayesinde öğrenilebilmektedir1.


1 Adı geçen hususlar hakkında yapılan çalışmalardan bazıları şunlardır: Özer Ergenç, XVI. Yüzyılda

Ankara ve Konya, Ankara 1995; Aynı yazarın, XVI. Yüzyılın Sonlarında Bursa, Ankara 2006, Rifat Özdemir, XIX. Yüzyılın İlk Yarısında Ankara, Ankara 1998; Muhittin Tuş, Sosyal ve Ekonomik Açıdan Konya, Konya 2001; Mehmet İpçioğlu, Konya Şer’iye Sicillerine Göre Osmanlı Ailesi, Ankara 2001; Hayri Erten, Konya Şer’iye Sicilleri Işığında Ailenin Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapısı, Ankara 2001;

Bozkır’ın İdari Yapısı
Bozkır XVI. Yüzyılda Beyşehir Sancağına bağlı nâhiyeler arasındadır. Nahiyenin merkezi konumundaki köy Siristat’tır. Bozkır’ın 1500 tarihinde 37 köyü, 1.238 hanesi ve 1.572 nefer vergi nüfusu vardır. 1524’te ise 43 köy, 1.270 hane, 1.888 nefer vergi mükellefi vardır. 1642 tarihinde Bozkır, idari anlamda kaza olup, 35 köyü vardır. 1667, 1697, 1704 tarihlerinde ise tekrar nahiye olur. Fakat arşiv belgelerindeki bazı kayıtlardan XVIII. yüzyılın başlarından itibaren Bozkır’ın tekrar kaza olduğu görülmektedir.2

Bozkır’ın Coğrafi Durumu
Bozkır, Konya’ya 116 km uzaklıkta olup, denizden yüksekliği 1162 m, 37–38 kuzey enlemi, 32–33 doğu boylamları arasında ve Akdeniz bölgesi içerisinde yer almaktadır. Toros Dağlarının İç Anadolu’ya bakan eteklerinde kurulu eski bir ilçedir. Bu coğrafi yapısı iklime, bitki örtüsüne, sosyal, kültürel ve ekonomik yapısına etki etmiştir. Bozkır’ın günümüzdeki komşu ilçeleri ise: Doğuda Güneysınır, Çumra, Güneyde Hadim, Güneybatısında Gündoğmuş, Batıda Akseki, Kuzeyde Seydişehir, Ahırlı, Yalıhüyük’tür.3

Bozkırla İlgili Belgeler
Konya’ya ait toplam 152 adet şer’iye sicili bulunmaktadır. Bu sicillerden 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 numaralı 1720-1750 tarihleri arasındaki defterler incelenerek Bozkır’a ait belgelerde Konya mahkemesine intikal eden olayların türleri, konuları ve muhtevaları belirlenmeye, bunlardan hareketle Bozkır tarihine kısmen de olsa ışık tutulmaya çalışılacaktır.

İncelenen sicillerde adı geçen tarih aralığında toplam 27 adet belge Bozkır ve çevresinden Konya mahkemesine gelen olayları kapsamaktadır. Sicile kaydedilen belgelerde; miras, mükari deve isteği, raiyyet rüsûmu, mera anlaşmazlığı, zaviye tasarrufu, zaviyeye mütevelli ataması, arz-ı mîrî, mülk satışı, eşkıyalık, eşkıya idamı, adam öldürme, nikahlı kızı kaçırma, vasi tayini, imdadiye, sefer, sefere çağrılma, menzil bargiri masrafı ödeme, raiyyetlik ve zorla alınan paranın iadesi gibi konuların mahkemeye intikal ettiği görülmektedir.

1- Sefere Zahîre Götürmek İçin Eyâlet-i Karaman Sancaklarından İstenen Mükârî Develeri Listesi

İncelemeye esas olan defterlerdeki ilk belgede Van, Tiflis taraflarında bulunan ordunun ihtiyacı olan develerin Karaman Eyalet sancaklarından istenmesi, bunun için eyalet genelinde oluşturulan listede Bozkır kazasından 12 devenin alınması anlatılmaktadır.4

Alaaddin Aköz, Kanuni Devrine Ait 939-941 / 1532-1535 Tarihli Lârende (Karaman) Şer’iye Sicili, Konya 2006; İzzet Sak, Şer’iye Sicillerine Göre Konya’da Vasiyet Yoluyla Yapılan Hayır ve Vakıflar (1700-1750), Konya 2007.

2 Hamit Şafakçı, Bozkır’da Madencilik (1776-1839) , Yayınlanmamış Doktora Tezi, Konya 2013, s.16-28.; Alaaddin Aköz, “XVI. Yüzyılın Başlarında Bozkır Nâhiyesinde Yerleşme, Nüfus ve Üretim”, Bozkır’ın Dünü ve Bugünü Sempozyumu 2006, Konya 2007, s.67-86.

3 Hikmet Tepeli, 337 Numaralı Bozkır Şer’îyye Sicilinin Transkripsiyonu Ve Değerlendirilmesi,

Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Konya 2010, s.2-3.

4 KŞS 49 / 5-1; İzzet Sak-İbrahim Solak, 49 Numaralı Konya Şer’iye Sicili (1135-1136 / 1723-1724), Konya 2015.

2- Mîrâs Da‘vâsında Sulh

Bozkır Kazâsı’na bağlı Avdan karyesinden vefât iden ‘Abdulkerîm Efendi ibn ‘Abdulcelîl’in mirasının zevcesi Ümmügülsüm bint-i Nebî ve küçük çocukları es-Seyyid ‘Abdulcelîl ve es-Seyyid Ahmed ve es-Seyyid İsma‘îl, Nebî, Fâtıma, Encil ve Ümmü arasında paylaşılması.5

3- Rüsûm-ı Ra‘iyyet Da‘vâsı

Bozkır Kazâsı’na bağlı Avdan karyesi ve civarından yirmibin dörtyüz seksendört akça ze‘âmete mutasarrıf olan Bostân Ağa ibn ‘Abdullah mahkemeye başvurarak, Begşehri Kazâsı’na bağlı Gönan karyesinden Murtazâ ve Mustafâ ebnâ Mehmed bin Seydî ve Süleymân bin Mustafâ bin Süleymân adlı kimselerin raiyyet olduklarını inkar ettiklerini, mahkeme tarafından yapılan tahkikatta, şahitlerin de şehadetiyle adı geçen kişilerin raiyyet olduklarının ortaya çıkarılması üzerine ödemekle mükellef oldukları raiyyet vergisini Bostan Ağa’ya ödemeleri kararının verilmesi.6

4- Bozkır Köyleri Arasında Olan Mer‘â Anlaşmazlığı Hakkında Fermân

Bozkır Kazâsı’na bağlı Özsagîr karyesi sâkinlerinden ‘Osmân bin Mûsâ, Kozlu karyesinde davarlarına mahsûs hudutları belli mer‘â yerinin, Dere karyesinden Mustafâ bin ‘Abdussamed ve İbrahîm bin Nasûh adlı kimseler tarafından zirâ‘at etikleri hakkında şikayeti üzerine, eski mera yerlerinin kanuna aykırı olarak ziraat ettirelemeyeceğinin fermanla bildirilmesi ve adı geçen kişilerin ziraatten men edilmesi.7

5- Bozkır Kazâsı Derde Karyesi’nde Vâki‘ Zâviye Tasarrufu Da‘vâsı

Bozkır Kazâsı’na bağlı Karacaardıç karye sâkinlerinden es-Seyyid Şeyh ‘Alî bin es-Seyyid Mustafâ, Fart Karyesi sınurunda Derde karyesi zâviyesi es-Seyyid Mustafâ tasarrufunda iken zaviye boşalıp kendisine tevcih olunduğu eline de berat verildiği halde, Bozdedem karyesinden erbâb-ı tîmâr Mehmed Beg ibn ‘Abdulcabbâr’ın zikr olunan Derde Karyesi benim tîmârım dâhilindedir diye müdahale ettiğini şikayet eder. Durum Mehmed Bege sorulduğunda cevaben zikr olunan Derde benim tîmârım dâhilindedir diye bir kıt‘a sûret-i defter-i hâkânî ibrâz eder, fakat Mehmed Beg’in ibrâz eylediği sûret-i defter-i hâkânîde Derde Karyesi zikr olunmayup, Şeyh ‘Alî’nin elinde olduğunun anlaşılması üzerine Mehmed begin müdahaleden men edilmesi.8

6- Boş Bırakılan Arz-ı Mîrî Da‘vâsı

Hatunsarây Nâhiyesi’ne bağlı Karaüyük karyesinden Mustafâ bin ‘Abdulbâkî Bozkır Kazâsı Tutlu karyesinden Mûsâ bin ‘Alî’yi dava ederek, Musa’nın Belvîrân Kazâsı’na bağlı Belkuyu mevzisinde olan miri arazi statüsünde olan kırk dönüm tarlasını fuzûlî zabt ettiğin belirtir. Mûsâ ise cevâbında adı geçen kırk dönüm tarlanın miri olup elli senedir boş olduğunu, tımarlı sipahi olan es-Seyyid Dede Ağa izniyle beş seneden beri tasarruf ettiğini ve fetvâyı şerîfe ibrâz etmesi üzerine Mustafa’nın davadan men edilmesi.9

5 KŞS 49 / 98-1; Sak-Solak, 49 Numaralı Konya Şer’iye Sicili.

6 KŞS 49 / 244-3; Sak-Solak, 49 Numaralı Konya Şer’iye Sicili.

7 KŞS 49 / 290-2; Sak-Solak, 49 Numaralı Konya Şer’iye Sicili.

8 KŞS 50 / 212-2; İzzet Sak- Cemal Çetin, Konya Kadı Sicili (1138-1139 / 1726-1727),Defter 50, Konya 2014.

9 KŞS 50 / 238-1; Sak-Çetin, Konya Kadı Sicili, Defter 50.


7- Bozkır Kazâsı Gündüğün Karyesi Küçük Ahmed Zâviyesi Mütevelli Berâtı

Bozkır Kazâsı’na bağlı Gündüğün karyesindeki Küçük Ahmed Zâviyesi’nin mütevelisi es-Seyyid ‘Îsâ’nın ölmesi üzerine yerine kardeşleri es-Seyyid ‘Alî ve es-Seyyid Süleymân ve es-Seyyid İbrahîm’in lâyık ve müstehak olmalarıyla ortaklaşa mütevelli olarak atanmaları.10

8- Miras Taksimi

Bozkır Kazası’na bağlı Avdan karyesinden vefat eden Dudu binti Ali hatunun mirasının zevci Şeyh Abdullah ve kardeşi Mustafa bin Ali arasında paylaşılması ve karşılıklı birbirlerinde herhangi bir haklarının kalmadığını beyan etmeleri.11

9- Ra’iyyet Rüsûmu Talebi

Aksinle Mahallesi’nden zaim Mustafâ Ağa ibn-i Ali’nin dirlik gelirleri arasında Bozkır Kazâsı’na bağlı Sinanlı karyesi gelirlerinin de bulunması, aynı zaimin zeamet gelirlerinin bulunduğu Beyşehir Kazâsı Bayat karyesi ahalisinden Hasan Beşe ve Ahmed Beşe ibn-i Mahmûd kardeşlerin raiyyet olmadıklarını iddia etmeleri ve iddialarını ispatlayamamaları üzerine zaim Mustafa’ya vergilerini ödemeleri hakkında karar verilmesi.12

10- Ehl-i Örf Tarafından Zorla Alınan Paraların Sâhiblerine İâde Da‘vâsı

Bozkır Kazâsı Bademli Karyesi’nden Hasan bin ‘Osmân, Karaman Eyaleti mütesellimi Mustafâ Beg ve ta‘yîn ettiği ‘Alî Ağayı da‘vâ ederek, bunların sahte bayrak açarak, köylere gelip bedavadan yiyip içtiklerini ve kendilerine eziyet ettiklerini, haksız yere herbirinden bayrak akçası ve konakçı ve kurbân akçası diye beşer-onar guruş ki toplam altmışaltıbuçuk guruş aldıklarını belirtmeleri üzerine yapılan tahkikat neticesinde köylüden alınan paranın tahsil edilmesine karar verilmesi.13

11- Sefer İçin Bozkır Kazâsı’ndan Taleb Olunan ‘Araba ve Camus Bahâlarının Teslîm Edilmesi

Şark seferi için Karaman Eyaleti Bozkır kazasından talep ve tahsil olunan iki ‘aded ve üç rub‘ ‘araba ve iki çift ve üç rub‘ çift camus ve iki nefer ve üç rub‘ nefer sürücü isâbet idüp zikr olunan ‘arabaların bi’l-cümle mesârif ve mühimmâtıyla her birine onsekizer guruş birer rub‘ ve be-her çift camus kıymetine otuzar guruş olmak üzere, ‘araba ve camus kıymetleri olan toplam yüzotuzikibuçuk guruş yedi paranın el-Hâc ‘Ömer Ağa’ya teslim edilmesi.14

13- Mîrâs Da‘vâsı

Aslen Bozkır Kazâsı Bozdam karyesinden olan Sultân bint-i Mehmed bin ‘Abdullah adlı hatun, ‘Alîgâv Mahallesi sâkinelerinden fevt olan Şerîfe bint-i Mustafâ Efendi adlı hatunun görünürde eski eşi Ali Efendiden başka mirasçısının olmaması üzerine Beytülmal emini tarafından el konulan miras mallarının yarısını Şerife’nin akrabası olduğunu şahitlerle ispat etmesi ve terekenin kendine düşen hissesini alması.15

14- Mülk Satışı (Bağ Satışı)

Bozkır Kazâsı’na bağlı Bozdam karyesi sâkinelerinden Sultân bint-i Mehmed nâm hatunun Vâdi-i Merâm ’da nehr harkı başında vâki‘ bir örtme ve bir kenif ve bir samanhâne ve

10 KŞS 50 / 266-2; Sak- Konya Kadı Sicili,Defter 50.

11 KŞS 51 / 15-1.

12 KŞS 51 / 224-1.

13 KŞS 52 / 119-3; İzzet Sak, Konya Kadı Sicili (1143-1144 / 1730-1731),Defter 52, Konya 2013.

14 KŞS 52 / 146-2; Sak, Konya Kadı Sicili, Defter 52.

15 KŞS 52 / 217-2; Sak, Konya Kadı Sicili, Defter 52.

eşcâr ve kürûmu müştemil bir tahta bağını Yûsuf ’a yüz guruş ile altmış guruş kıymetli bir sîm sâ‘at olmak üzere toplam yüz altmış guruşa satması ve parasınının tamamını alması.16

15-Halka Zulm Eden Eşkıyâların Haklarından Gelinmesi İçin Fermân

Konya Kazâsı Hatunsarây ve Sahrâ Nâhiyeleri ve Belvîrân Kazâsı ahâlisi meclis-i şer‘a varup Seydîşehri Kazâsı’ndan Seyyid İbrahîm ve Bozkır Kazâsı’ndan Seyyid Mehmed adlı eşkıyaların başlarına adam toplayarak köylerine yerleştiklerini bedavadan yiyip içtiklerini, beşer-onar guruş konakçı, kurbân ve bayrak akçası aldıklarını ve kendilerine türlü türlü eziyet eylediklerin bildirmeleri üzerine, yapılan tahkikatta adı geçen eşkıyaların suçlarının sabit olması üzerine haklarından gelinmesi için gönderilen ferman.17



16- Ra’iyyet ve Ra’iyyet Oğlu Olduğu İddi’âsı

Bozkır Kazâsı’na bağlı Sinândı karyesi ve diğer yerlerden toplam otuzdörtbindörtyüzyetmişbeş akça ze’âmete mutasarrıf olan Seyyid Mustafâ Ağa, kendi raiyyeti olan Ahmed bin Mustafâ bin Uzun Ahmed’in beş on senedir Belvîrân Kazâsı’na tâbi’ Dinek karyesi sipâhîsi Hâcı Mahmûd bin ‘Alî’nin timarında sakin olduğunu, Hacı Mahmud’un kendi raiyyetini fuzuli olarak tuttuğunu belirterek, müdahaleden men edilmesini talep eder. Yapılan incelemede Seyyid Mustafa Ağa’nın doğru söylediğinin anlaşılması üzerine raiyyeti olan Ahmed bin Mustafâ bin Uzun Ahmed’in tekrar kendi zeametine gönderilmesi.18

17- Sipahinin Yaralanması ve Ölmesi

KŞS 54 numaralı sicilin 129-3, 133-3 ve 134-1 belgelerinde yer alan olaylar birbiriile bağlantılı ve devamı olan olaylardır.

Bozkır kazasına tabi Evadik karyesi sipahisi Hacı Bostan Ağa köy ahalisi tarafından tüfenk ile katl edilir. Durumu teftiş için köye gönderilen Hüseyin Ağa’ya teftiş için köylünün müsaade vermemesi, köylünün Hacı Bostan Ağanın öldürülmesi ile ilgilerinin olmadığını iddia ve inkar etmeleri, hatta Hüseyin Ağanın yanında bulunan bazı adamlarının öldürülmesi bazılarının da yaralanması üzerine Hüseyin Ağanın durumu şikayeti.19

KŞS 129-3 numaralı belgede öldürülen sipahi Bostan Ağanın (adı geçen köyde boş bir arazide babalarının tüfenk ile yaralanmış halde bulunması ve evine yaralı olarak getirilmesi ve 6-7 gün sonra ölmesi üzerine) eşi ve çocuklarının babalarının diyetini Evadik karyesi sakinlerinden talep etmeleri üzerine, köylü Hacı bostan ağanın köylerinde boş bir alanda yaralı vaziyette bulunduğunu ama bundan kendilerinin haberdar olmadıklarını beyan etmeleri.20

KŞS 129-3 ve 133-3 numaralı belgelerde adı geçen ve öldürüldüğü iddia edilen Hacı Bostan ağanın yaralanma keşfinin yapılması sonucu sol ayağının baldırında kurşun ve kaba etinin yedi yerinde saçma parçalarının olduğunun keşf sonucu belirlenmesi.21

18- Ev, Eşya ve Hayvan satışı

Aslen Bozkır Kazası’na bağlı Akkilisa köyünden Sultan bint-i Ahmed aynı köyde kendi mülkü olan evini on beş koyun ve on beş re’s keçi ve on vakıyye bakır evânî ve bir çift mak’ad ve


16 KŞS 52 / 237-2; Sak, Konya Kadı Sicili, Defter 52.

17 KŞS 52 / 263-1; Sak, Konya Kadı Sicili, Defter 52.

18 KŞS 53 / 28-2; İzzet Sak-İbrahim Solak, 53 Numaralı Konya Şer’iye Sicili (1148-1149 / 1736-1737), Konya 2014.

19 KŞS 54 / 129-3.

20 KŞS 54 / 133-3.

21 KŞS 54 / 134-1.

iki aded kilim ve bir döşek ve iki yasdık ve bir yorgan ve iki re’s inek ve iki re’s tosun malını annesi Fatıma’ya yüz guruşa satması, parasının tamamını alması.22

19- Menzil Masrafı
Karapınar’daki menzili idare eden menzilcilerin yıllık masraflarının çevre kazalardan (Bozkır’da dahil) karşılanması.23


20- Nikahlıyı Zorla Götürme

Bozkır kazası Akkilise köyünden Sultan binti Ahmed ve annesi, İsmail bin Mustafa’yı dava ederek, evinden kendi evine zorla götürüp oğlumun nikahlısıdır diye rencide ettiğini beyan ederek men edilmesini talep etmiş, durumun İsmail’e sorulması üzerine, oğlu Mehmed 8 yaşında iken Sultan’ın annesinin rızasıyla bunları nikahladıklarını 41.000 akçe mehir verdiğini iddia etmesi ve iddiasını ispatlayamaması üzerine İsmail’in durumdan men edilmesi.24

21- Ev Basma

Bozkır kazası Akkilise köyünden Abdülcelil oğlu Mehmed’in aynı köyden bazılarının evini 40-50 kişi ile basması ve paralarını alması üzerine yapılan şikayet ve suçun şahitlerle sabit olması üzerine adı geçenin kal’abend edilmesi.25

22- Para Çalma

Bozkır kazası Eyiciler? karyesinden Abdülalam bin Mehmed aynı köyden Musa bin Hasan ve zevcesi Şerife Raziye binti es-seyyid Mustafa hakkında davacı olarak, adı geçen Şerifenin kendi evine giderek küçük kızını kandırarak buğday torbası içine sakladığı 600 guruş nakit akçeyi aldığını bildirerek parasını talep etmesi, Mustafa sadece kendisine eşinin 62 guruş verdiğini diğer meblağı inkar etmesi, ikinci belgede ise parayı ödeyeceğini kabul ve aralarında anlaşma yapmaları sulh olmaları üzerine davanın karara bağlanması.26

23- Vasi Tayini

Konya Esenlü mahallesinde sakin iken Bozkır kazasında ölen Es-seyyid Hasan bin es-seyyid Hacı Mustafa’nın küçük kızı Şerife’ye babasından intikal eden mallar için üvey annesi Huri binti Halil’in vasi tayin edilmesi.27

24- İmdadiye Hakkında Ferman Bozkır kazasının senelik 1000 guruş imdâdiye vermesi hakkında ferman.28 
25- Sefere Çağırma
1155/1743 tarihli sefer için tımarlı sipahilerin sefere çağrılması (Bozkır sipahileri de sayılıyor).29
22 KŞS 55 / 271-2.
23 KŞS 56 / 1-2.
4 KŞS 56 / 27-4.

25 KŞS 56 / 43-3.

26 KŞS 56 / 48-1;65-2.

27 KŞS 56 / 80-3.

28 KŞS 56 / 245-1.

29 KŞS 56 / 252-1.



Sonuç
Bozkır Kazası ve bağlı köylerinde meydana gelen ve mahkemeye intikal eden bazı olayları kapsayan bu çalışmada farklı sosyal, ekonomik ve kültürel olayların olduğu görülmektedir. İncelenen sicillerde bulunan toplam 27 belgede miras, vasi tayini, çeşitli mülk satışı, nişanlıyı zorla götürme, ferman, raiyyetlik, darb, yaralama, öldürme, eşkıyalık, sefere çağrılma, menzil masrafı, imdadiye, zaviye tasarrufu, mükari deve, sefer için camus ve araba bahalarının tahsili ve arazi davalarının olduğu anlaşılmaktadır. Kadıya ya da mahkemeye intikal eden meselelerin süratle çözülmeye çalışıldığı, meselelerin halledilmesinde kadıların titiz davrandığı, şahitlerin şehadetlerine önem verildiği görülmektedir.

Sefere Zahîre Götürmek İçin Eyâlet-i Karaman Sancaklarından İstenen Mükârî Develeri Listesi

Defter-i şütürân-ı mükârî berâ-yı hidmet nakl-i zehâyir-i lâzıme-i ta‘yînât tevâyif-i ‘askeriye der-cânib-i Van ve Tiflis ki ‘an kazâhâ-i mezkûrîn der Eyâlet-i Karaman bâ-mübâşeret Yûsuf Ağa ‘an zü‘amâ gedüklüyân bihi kazâhâ-i merkûmîn tevzî‘ ve ihrâc ve bihi mahleş-i irsâl şudde el-vâki‘ der sene 1136 ber-mûcib-i memhûr defter-i merkûme Yûsuf Ağa mübâşir-i Karaman.

Der-Livâ-i Konya.
Kazâ-i Konya ma‘a Sa‘îd-ili şütürân mehâr 45 / Kazâ-i İnsuyu şütürân mehâr 12 / Kazâ-i Bayburd şütürân mehâr 10 / Kazâ-i Belvîrân şütürân mehâr 14 / Kazâ-i Turgud şütürân mehâr 20 / Kazâ-i Kureyşözü şütürân mehâr 18 /

Kazâ-i Gaferyâd şütürân mehâr 13 / Kazâ-i Aladağ şütürân mehâr 14 / Kazâ-i Pîrlevganda şütürân mehâr 6 / Kazâ-i Lârende şütürân mehâr 32 / Kazâ-i Dîvle ma‘a Kureyş şütürân mehâr 10 / Kazâ-i Eski-il şütürân mehâr 36 /

Kazâ-i Ereğli şütürân mehâr 36 / Yekûn şütürân mehâr 266 / Der-Livâ-i Akşehr.

Kazâ-i Akşehr şütürân mehâr 29 / Kazâ-i Ilgun şütürân mehâr 31 / Kazâ-i İshâklı şütürân mehâr 19 / Kazâ-i Doğanhisârı şütürân mehâr 6 / Yekûn şütürân mehâr 85 /

Der-Livâ-i Kırşehri.
Kazâ-i Kırşehri şütürân mehâr 14 / Kazâ-i Konur şütürân mehâr 9 / Kazâ-i Hâcıbektaş şütürân mehâr 9 / Kazâ-i Keskin şütürân mehâr 20 / Kazâ-i Süleymânlu şütürân mehâr 4 / Yekûn şütürân mehâr 56 /

Der-Livâ-i Aksarây.
Kazâ-i Aksarây şütürân mehâr 30 / Kazâ-i Eyûb-ili şütürân mehâr 13 / Kazâ-i Koçhisâr şütürân mehâr 13 / Yekûn şütürân mehâr 56 /
Der-Livâ-i Begşehri.
Kazâ-i Begşehri şütürân mehâr 22 / Kazâ-i Göçü-i Kebîr şütürân mehâr 8 / Kazâ-i
Seydîşehri şütürân mehâr 22 / Kazâ-i Kır-ili şütürân mehâr 13 / Kazâ-i Bozkır şütürân mehâr 12 /
Kazâ-i Kaşaklı şütürân mehâr 10 / Yekûn şütürân mehâr 78 /

Der-Livâ-i Niğde.
Kazâ-i Niğde şütürân mehâr 17 / Kazâ-i Bor şütürân mehâr 14 / Kazâ-i Anduğu şütürân mehâr 6 / Kazâ-i Develi şütürân mehâr 12 / Kazâ-i Ürgüp şütürân mehâr 12 / Kazâ-i Şecâ‘addîn şütürân mehâr 8 / Kazâ-i Yahya-ili şütürân mehâr 8 /

Kazâ-i Karahisâr şütürân mehâr 6 / Kazâ-i İncesu şütürân mehâr 11 / Kazâ-i Koçhisâr şütürân mehâr 6 / Yekûn şütürân mehâr 100 /


Der-Livâ-i Kayseriye.
Kazâ-i Kayseriye şütürân mehâr 85 / Kazâ-i Karahisâr şütürân mehâr 5 / Kazâ-i İncesu şütürân mehâr 10 / Yekûn şütürân mehâr 100 /
Cem‘ân yekûn şütürân mükârî mehâr 750 /

Vech-i meşrûh üzere zikr olunan yediyüzelli mehâr mükârî deve elviye-i mezbûrelerden ‘alâ eyyi hâl ‘acâleten ihrâc ve mahalline irsâli fermân buyurulmağın işbu sened virildi 27 C sene 1136 (27 Cemâziye’l-âhir 1136 / 23 Mart 1724). Vasale fî 7 Receb 1136 ( 1 Nisan 1724).


Ehl-i Örf Tarafından Zorla Alınan Paraların Sâhiblerine İâde Da‘vâsı
Medîne-i Konya nevâhisinden Hatunsarây Nâhiyesi ahâlilerinden olup Karye-i Gömse ’den es-Seyyid Mehmed Çelebi ibn es-Seyyid el-Hâc ‘Alî ve Karye-i Eksala ’dan Molla Üveys bin ‘Abdullah ve Karye-i Sâdıklar ’dan Molla Süleymân ve Karye-i May ’dan Mehmed bin Receb ve Karye-i Çukurçimen ’den Hasan Halîfe ibn ‘Alî ve Karye-i Tekye ’den es-Seyyid Ahmed bin Mehmed ve Karye-i Kavak ’dan ‘Abdullah bin Cebeci ve Karye-i Vîrâncık ’dan Mustafâ bin ‘Abdullah ve Karye-i Zortala ’dan Mustafâ bin ‘Abdulcelîl ve Karye-i Kayaüyüğü ’ndan Molla Süleymân bin Hâcı Hüseyin ve Belvîrân Kazâsı ahâlilerinden olup Karye-i Kuzvîrân ’dan Halîl bin Arslan ve Karye-i Avşavîrân ’dan Mustafâ Beg ibn ‘Abdullah ve Karye-i ‘Alîbegüyüğü ’nden Ahmed bin Hızır nâm kimesneler meclis-i şer‘-i hatîr-ı lâzımü’t-tevkîrde Bozkır Kazâsı ’na tâbi‘ Karye-i İldoğan ’dan es-Seyyid Mehmed bin Mustafâ ve Mehmed bin Süleymân ve ‘Alî bin Feyzullah ve Mustafâ bin Ramazân ve Seydîşehri Kazâsı ’na tâbi‘ Karavîrân Karyesi ’nden Ahmed bin ‘Alî ve Karye-i Kilisecik ’den ‘Osmân bin Ahmed ve Karye-i Aşağı Kilisecik ’den Mahmûd bin Mustafâ ve ‘Abdulfettâh bin Mahmûd ve Karye-i Akkilise ’den ‘Abdul‘azîz bin İbrahîm ve Yağlıüyük Karyesi ’nden Ahmed bin İbrahîm ve yine Bozkır Kazâsı’ndan Bademli Karyesi ’nden Hasan bin ‘Osmân nâm kimesneleri hâlâ Eyâlet-i Karaman mütesellimi ‘umdetü’l-emâcid Mustafâ Beg tarafından ta‘yîn olunan ‘Alî Ağa mübâşeretiyle ihzâr ve mahzarlarında üzerlerine da‘vâ ve takrîr-i kelâm idüp mezbûrlar sahte bayrak açup karyelerimize konup müft ve meccanen yem yedirip ve yeyüp ve içüp ve her birlerimize günâ gün cevr ve eziyet eylediklerinden mâ‘adâ zulmen ve bi-gayr-ı hak her birimizin karyelerinden bayrak akçası ve konakçı ve kurbân akçası deyu beşer ve onar guruş ki cem‘an altmışaltıbuçuk guruş olmak üzere ahz eylediler su’âl olunup meblağ-ı merkûm her birimize istirdâd olunmak matlûbumuzdur didiklerinde gıbbe’s-su’âl ve ‘akîbü’l-ikrâr mûcibince meblağ-ı merkûmu ashâbına red ile hükm olunup tahsîline tenbîh bir le mâ-vaka‘a bi’t-taleb ketb olundu fî’l-yevmi’l-hâdî ‘aşer min Şevvâli’l-mükerrem li-sene selâse ve erba‘în ve mi’ete ve elf (11 Şevvâl 1143 / 19 Nisan 1731).

el-Hâc Mehmed bin Ahmed Efendi, el-Hâc Mustafâ bin Hâcı ‘Ömer, el-Hâc Yûsuf bin el-Hâc ‘Alî, es-Seyyid ‘Alî bin es-Seyyid ‘Alî, Kâdı -zâde Ahmed Efendi, Kethüdâyeri Mehmed Ağa, es-Seyyid Hüseyin bin es-Seyyid el-Hâc ‘Alî.


Ra’iyyet ve Ra’iyyet Oğlu Olduğu İddi’âsı


Bozkır Kazâsı’na tâbi’ Sinândı nâm karye ve gayriden otuzdörtbindörtyüzyetmişbeş akça ze’âmete mutasarrıf olan râfi’ü’l-kitâb Seyyid Mustafâ Ağa nâm kimesne meclis-i şer’-i hatîr-ı lâzımü’t-tevkîrde Belvîrân Kazâsı’na tâbi’ Dinek nâm karye sipâhîsi Hâcı Mahmûd bin ‘Alî nâm kimesne mahzarında üzerine da’vâ ve takrîr-i kelâm idüp işbu hâzır-ı bi’l-meclis Ahmed bin Mustafâ bin Uzun Ahmed benim ze’âmetim aklâmından Sinândı Karyesi mahallâtından Baybağân nâm mahalle ahâlisinden yedimde olan sûret-i defter-i hâkânîde mestûr ra’iyyet ve ra’iyyetim oğullarından olup beş on senedir mahalle-i mezbûreden kalkup merkûm Hâcı Mahmûd’un tîmârı olan Dinek Karyesi’nde sâkin olmağla merkûm Hâcı Mahmûd bilâ sened benim re’âyâmdır deyu fuzûlî müdâhale ider merkûm Hâcı Mahmûd’dan ve mezbûr Ahmed’den su’âl olunup takrîrleri tahrîr ve merkûm Hâcı Mahmûd’un müdâhalesi men’ ve def’ olunmak matlûbumdur didikde gıbbe’s-su’âl merkûm Hâcı Mahmûd cevâbında mezbûr Ahmed ‘an asl Baybağân re’âyâsından mezbûr Mustafâ Ağa’nın ra’iyyet ve ra’iyyeti oğullarından olup kendi tîmârı olan Dinek Karyesi’ne sonradan gelüp merkûm Ahmed’e bilâ sened müdâhale eylediğini ikrâr ve merkûm Ahmed dahî mezbûr Seyyid Mustafâ Ağa’nın ra’iyyet ve ra’iyyeti oğullarından ve karye-i mezbûre Sinândı re’âyâsından mahalle-i mezbûre Baybağân’dan olduğunu ikrâr etmeğin ‘alâ mûcib-i ikrârihümâ merkûm Hâcı Mahmûd mu’ârazadan men’ olunup mâ-hüve’l-vâki’ hıfzen li’l-makâl bi’t-taleb ketb olundu fî’l-yevmi’s-selh min Şevvâli’l-mükerrem li-sene semân ve erba’în ve mi’ete ve elf (29 Şevvâl 1148 / 13 Mart 1736).

el-Hâc Bostân Ağa ibn ‘Abdullah Ağa, Yûsuf Beg ibn Ahmed, ‘Alî bin Mehmed, el-Hâc ‘Alî Ağa ibn el-Hâc Bostân Ağa.


İbrahim SOLAK *  ULUSLARARASI SEMPOZYUM: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZKIR 
* Prof. Dr. İbrahim SOLAK KSÜ Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü [email protected] 

Bozkır Kazâsı, Osmanlı Devleti’nin klasik döneminde, Karaman Eyâleti’nin sancaklarından biri olan Beyşehri Sancağı’na bağlı Seydişehri Kazâsı’nın iki nâhiyesinden biri idi. Bu durum 16. yüzyıl boyunca devam etti. 17. yüzyıl boyunca ise Bozkır, kazâ merkezi olmuş ve 1865 yılında da Bozkır’da belediye teşkilatı kurulmuştur. Bozkır Kazâsı’nın 19. yüzyıl sâlnâmelerine göre 59-60 köyü bulunmaktadır1.

Bozkır Kazâsı halkının, da‘vâlarını genellikle kendi kazâlarında bulan kâdıya giderek çözdürtmeleri ve buraya tescîl ettirmeleri tabiîdir. Ancak araştırma dönemi olan 1690-1720 yıllarına ait Bozkır Kazâsı’nın sicilleri günümüze kadar ulaşmamıştır. Bu itibarla, bu döneme ait kayıtları ancak Konya Mahkemesi sicillerinde bulmak mümkündür. İşte Bozkır Kazâsı halkı, aralarında ortaya çıkan anlaşmazlıklarda ve tescîl edilmesi gereken konularda, kendi kâdılarına müracaat ettikleri gibi, Konya Mahkemesi’ne gelerek ihtilâflarını Konya kâdısına da çözdürtmüş veya işlemlerini burada tescîl ettirmişlerdir. Bu sebeple Konya şer‘iye sicillerinde Bozkır Kazâsı ve köyleri ile ilgili kayıtlar da bulunmaktadır. Bu kayıtlar arasında genellikle alacak da‘vâları; darb, gasb ve yaralama da‘vâları gibi adlî olaylar yanında aile hayatı ile ilgili konular yani nikâh ve talâk gibi konular da yer almıştır. Ayrıca Konya şer‘iye sicillerinde, Bozkır Kazâsı’na tâbi köyler arasında meydana gelen mer‘a ve arazi sınırı anlaşmazlıkları ile sipâhi ve ehl-i örfle olan çeşitli arazi ve vergi da‘valarının kayıtlarını da görmek mümkündür. Bunlara ilaveten sicillerde, Bozkır Kazâsı ve köyleri ile ilgili merkezden gönderilen ve çeşitli konuları içeren yazılar yanında, kazânın devlete karşı olan yükümlülükleri çerçevesinde sefer için istenen emtiayı gösteren kayıtlara da rastlanılmaktadır. İşte bu çalışma, 1690-1720 yılları arasına âit 30 senelik bir dönemin şer‘iye sicillerinden2 tespit edilen belgelerden istifade ile hazırlanmıştır.

Konya sicillerinden tespit edilen bu belgeler, konularına göre tasnif edilerek değerlendirilecektir.


1- Alacak Da‘vâları İle İlgili Belgeler
Osmanlı toplumunda Müslim ve gayrimüslimler arasında hem sosyal hem de ticârî olarak sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Her iki tarafın da borç para verecek kadar bir birine güvendikleri görülmektedir. Ancak bazen bu ticarî ilişkilerde problemlerin yaşandığını da görmek mümkündür. Meselâ Bozkır Kazâsı’na tâbi‘ Akkilise adlı köyden Abdullah Beg ibn Behlûl ve Alî bin Hızır adlı kimseler Konya Mahkemesi’nde, Akşemseddîn Mahallesi’nden Marderos veled-i Safer adlı zimmîyi her biri da‘vâ edip evvelâ Abdullah Beg söz alarak “Ben daha önce adı geçen zimmîye borç olarak ondört guruş verip teslîm edip ol dahî elimden alıp kendi işlerine sarf etmiş idi. Hâlâ zimmetindedir taleb ederim” demektedir. İkinci olarak Alî, “ben dahî adı geçen zimmîye borç olarak oniki guruş verip teslîm edip ol dahî elimden aldı ve kendi işlerine sarf etti şu ana kadar zimmetindedir taleb ederim” deyince durum Marderos’a sorulmuş; o da cevâbında “benim ondört guruş Abdullah Beg’e ve oniki guruş Alî’ye ödenmesi gereken borcum vardır” diye itirâf edince, borçlarını ödemesi için Marderos’a tenbîh olunmuştur3.

2- Nikâh İle İlgili Belgeler
Konu ile ilgili ilk belgemiz bir nikâh tescîlidir. Aslında Osmanlı toplumunda nikâhların tescîl ettirilmesine gerek yoktu. Ancak bazen kadınlar veya erkeklerin, mahkemeye gelerek nikâhlarının kıyıldığını tescîl ettirme ihtiyacı duydukları görülmektedir. İleride bir problem yaşamamak ve kendilerini, belki de, garanti altına almak için, bu yola daha çok kadınların başvurduğu ve mahkemeye gelerek nikâhlandıklarını tescîl ettirdiklerini görmekteyiz. Meselâ bu konuda, Bozkır Kazâsı’na tâbi‘ Akkilise köyü sâkinlerinden Fâtıma bint-i Mehmed nâm hatun güzel bir örnektir. Fâtıma Hatun, Konya Mahkemesi’nde, Abdî ibn Velî adlı kimse huzurunda “yedibin akça mehr-i mü’eccel ile nefsimi mezbûr Abdî’ye yirmi gün önce tezvîc ve tenkîh eyledim” deyince Abdî “ben dahî yazılan şekilde Fâtıma bint-i Mehmed’i bundan yirmi gün önce yedibin akça mehr-i mü’eccel ile tezevvüc ve kabûl eyledim” deyince durum kaydedilmiştir4.

Nikâh konusu ile ilgili bir diğer kayıt ise, bir nikâh isbâtı da‘vâsıdır. Karaman Eyâleti vâlisi olan Vezîr Alî Pâşâ tarafından mübâşir ta‘yîn olunan Osmân Ağa aracılığı ile Bozkır Kazâsı’na tâbi‘ Özlü köyü sâkinlerinden Halîl bin Alî adlı kimse, Konya Mahkemesi’ne Velî bin Hüseyin’i hazır ederek üzerine da‘vâ idüp “Bundan iki sene önce bin yüz on dört senesi Cemâziye’l-evvelin on beşinci günü ben şu anda mahkemede hâzır olan Âyşe bint-i Mûsâ adlı bikr-i bâliğayı şâhidler huzûrunda kendi rızâsıyla kırkbirbin akça mehr-i mü’eccel ile nefsim içün nikâh edip evime götürmek masrafını tedârik edemediğim içün, bu âna gelinceye kadar kendi evinde sâkine olmağla hâlâ evime götürmek istediğimde adı geçen Velî mâni‘ olmuşdur Velî’den su’âl olunup men‘ ve def‘ olunmasını matlûbumdur” deyince, Âyşe dahî “ben Halîl’e sözü edilen târîhde iznim ve rızâm ile belirtilen mehr-i mü’eccel üzerine akd-ı nikâh olunmuş iken sonradan Velî zorla  birkaç nefer eşkıyâ ile evim basıp ben firâr eyledim. Velî’ye akd-ı nikâh olunmamış iken hâlâ Halîl’in evine girmeme mâni‘ olur” demektedir. Durum Velî’den sorulduğunda ise cevâbında “Âyşe bin yüz on beş senesi Şevvâlinin altıncı günü kendi rızâsıyla bana nikâh olunmuşdur daha önce Halîl’e nikâh olunduğunu bilmiyorum” diye cevap vermiştir. Bunun üzerine Halîl’den iddi’âsını ispatlayacak şâhid taleb olunmuş ve Konya’nın Kalenderhâne Mahallesi’den Mehmed bin Hasan ve Aksinle Mahallesi’nden İbrahîm Beg ibn Ahmed ile Pîrîpâşâ Mahallesi’nden Mustafâ bin İbrahîm adlı kimseler, şâhidliklerinde “bundan iki sene önce Cemâziye’l-evvelin on beşinci günü Âyşe bint-i Mûsâ bizim huzûrumuzda nefsini Halîl için akd-ı nikâha izn verip, Halîl dahî kırkbirbin akça mehr-i mü’eccel ile mezbûreyi tezevvüce rızâ virüp yine bizim huzûrumuzda akd-ı nikâh olundu ve iki taraf kabûl eylediler biz bu husûsa bu şekilde şâhidleriz şehâdet dahî ideriz” dediklerinde şâhidlikleri kabul edilmiş ve Velî, Âyşe’ye müdâhaleden men‘ edilmiştir5.

Nikâh ile ilgili bir başka belgede ise, kendisinin nikâhlı karısı olduğu iddi‘âsında bulunan bir kişinin, karım diye iddi‘â ettiği kadınla sütkardeş olduklarının ortaya çıkması üzerine da‘vâdan men‘ edildiğini görmekteyiz. Bozkır Kazâsı’na tâbi‘ Kozağaç köyüden es-Seyyid Halîl bin Osmân adlı kimse Konya Mahkemesi’nde, yine aynı kazâya tâbi‘ Karacaardıç köyünden es-Seyyid Mahmûd bin es-Seyyid Hasan’ı da‘vâ ederek “adı geçen es-Seyyid Mahmûd şu ânda mahkemede hâzır olan kızı Şerîfe Mihribânû nâm bikr-i bâliğayı velâyeten sagîri hâlinde bundan on sekiz sene önce ben dahî sagîr iken hâlâ hayâtda olan babam Osmân velâyeten bana akd-ı nikâh eylemişler bundan dolayı da benim nikâhlımdır. Ancak adı geçen Şerîfe Mihribânû nefsini bana teslîmden kaçınmaktadır. Şerîfe Mihribânû’dan ve babası es-Seyyid Mahmûd’dan durumun sorularak gereğinin yapılmasını istiyorum” deyince, durum Şerîfe Mihribânû ve babası es-Seyyid Mahmûd’dan sorulmuş; fakat bunlar iddi‘âları tamamıyla inkâr eylediklerinden başka, es-Seyyid Mahmûd cevâbında “kızım Şerîfe Mihribânû ile kendinden küçük karındaşı olan Abdullah’ın vâlideleri olup işbu mahkemede hâzır olan Fâtıma bint-i Hasan Beg nâm hatun oğlu mezbûr Abdullah’ı emzirirken, müdde‘î es-Seyyid Halîl altı aylık olup müddet-i rızâda mezbûre hatunu emmekle hürmet-i rızâ’ beynlerinde vâki‘ olmağın iddi‘â eylediği akd-ı mezbûr sahîh değildir” diye def‘ ile karşılık vermiştir. Bunun üzerine iddi‘âları reddeden es-Seyyid Mahmûd’dan sözlerini ispatlayacak şâhid istendiğinde Karaardıç köyünden es-Seyyid İbrahîm bin es-Seyyid el-Hâc Mehmed, es-Seyyid Ahmed bin es-Seyyid Hasan ve es-Seyyid Osmân bin es-Seyyid Ahmed adlı kimseler şâhidliklerinde “Şerîfe Mihribânû’nun sagîr karındaşı es-Seyyid Abdullah’ın vâlideleri Fâtıma bint-i Hasan Beg nâm hatunu oğlu es-Seyyid Abdullah emerken müdde‘î es-Seyyid Halîl altı aylık olup mezbûre hatunun memesinden emmekle hürmet-i rızâ’ beynlerinde vâki‘ olmuşdur biz bu husûsa şâhidleriz ve şehâdet dahî ideriz” diye şâhidlik ettiklerinde, şâhidlikleri kabul edilmiş ve emme olayı sâbit olmakla, es-Seyyid Halîl, da‘vâdan men‘ edilmiştir6.

Nikâhlısı olduğu iddi‘âsında bulunan ve iddi‘âsını ispatlayamadığı için da‘vâsından vaz geçenler de vardı. Meselâ Bozkır Kazâsı’na tâbi‘ Balıklağı köyünden Alî Beg bin Hasan, Konya Mahkemesi’nde aynı köyden Âyşe bint-i Mahmûd adlı bikr-i bâliğanın vekîli olan ammisi Osmân Efendi ibn Mehmed huzurunda, adı geçen Âyşe benim nikâhlımdır diye da‘vâ etmeye teşebbüs etmiş; fakat sonradan “eylediğim da‘vâda mubattal ve kâzib olmam ile da‘vâ-yı meşrûhamdan fâriğ olup Âyşe’nin zimmetini ibrâ ve iskât eyledim ba‘de’l-yevm müvekkile-i mezbûre Âyşe nefsini dilediği kimesneye tezvîc eylesün” diyerek da‘vâsından vaz geçmiştir7. 

Nikâh ile ilgili bir başka kayıtta ise, nikâh da‘vâsı için vekîl tayin edildiğini görmekteyiz. Bozkır Kazâsı’na bağlı Sinandı köyünden eş-Şeyh Mahmûd Efendi ibn eş-Şeyh Abdullah Efendi, Konya Mahkemesi’nde, Belviran Kazâsı’na tâbi‘ Erkalan köyü sâkinelerinden Âyşe bint-i Süleyman Beşe nâm bikr-i bâliğanın, yine Belviran Kazâsı’na tâbi‘ Seniroğlanı köyünden Abdulgaffâr bin Mehmed ile olan nikâh akdi ile alakalı da‘vâ ve anlaşmazlıklarına kendisini vekîl ettiğini tescîl ettirmiştir8.
3- Darb, Gasb ve Eşkıyalık Da‘vâları
Konya şer‘iye sicillerinde, Bozkır Kazâsı ve köyleri ile ilgili bir başka belge grubu ise darb, gasb ve eşkıyalık konuları ile ilgilidir ki, bu konularla ilgili beş adet belge tespit edilmiştir. Bunlardan ilki Bozkır Kazâsı’na tâbi‘ Karacaardıç köyüne aittir. Aynı köyden iken bundan önce ölen es-Seyyid Abdülkerîm bin es-Seyyid Mûsâ’nın mirası karısı Âyşe bint-i Mehmed ile oğulları ve kızlarına kaldıktan sonra, vârislerin vekîli olan es-Seyyid Sinan, Konya Mahkemesi’nde, yine Bozkır Kazâsı’na tâbi‘ Hisarcık köyünden es-Seyyid Mehmed bin Hüseyin’i da‘vâ edip, “es-Seyyid Mehmed şu anda mahkemede olmayan ba‘zı refîkleriyle bundan bir sene önce adı geçen Karacaardıç köyünde bulunan evimizi basıp babamın mirasından olan on guruş kıymetli üç kaftan, ikişer guruş kıymetli iki boğası kaftan, onüç guruş kıymetli bir sîm zarflı hançer, on guruş kıymetli bir sîm reşme, dört guruş kıymetli tüfenk, otuzbeş guruş hediyeli bir Kelâmullah ve yedi guruş kıymetli bir kuşağını es-Seyyid Mehmed gasben almıştır. Zikri geçen eşyanın aynı mevcud ise ayanısını, müstehlek ise kıymet-i şer‘iyelerini taleb eylediğimde vermede te‘allül eder su’âl olunup takrîri tahrîr olunmak taleb ederim” deyince, es-Seyyid Mehmed iddi‘âları tamamıyla inkâr etmiştir. Da‘vâcıdan iddi‘âlarını ispatlaması talep olunmuş; ancak ispatlayamadığı için da‘vâyı kaybetmiştir9.

Gasb ile ilgili bir başka olay ise Bozkır Kazâsı’na tâbi‘ Akkilise köyü ile ilgilidir. Olayda Bozkır Kazâsı’na bağlı Akkilise köyünden el-Hâc İbrahîm Beg ibn Yûsuf ve Mahmûd bin Mehmed adlı kimseler Konya Mahkemesi’nde, Levendât tâ’ifesinden Ahmed bin Ebûbekir ve Mahmûd bin Abdullah adlı kimseleri da‘vâ edip, “bundan yedi gün önce adı geçen Ahmed ve Mahmûd, Hatunsarây Nâhiyesi’ne bağlı Akvîrân köyünde bizi bazularımızdan ve ellerimizden bağlayıp ağzımıza ve dînimize küfrederek bizi darb edip bir at gemi, bir at kolanı ve yirmidörtbuçuk guruşumuzu cebren ve kahren almışlardır. Adı geçenlerden su’âl olunup zikr olunan eşya ve paramız alıverilip kânûnî gereği ne ise yapılmasını taleb ederiz” dediklerinde, Ahmed ve Mahmûd’a durum sorulmuş, onlar da cevâblarında “Bozkır Kazâsı’na bağlı Yağlıüyük köyüne bir husûs için hâlâ mütesellim olan Mîrzâ Ağa tarafından buyuruldu ile varıp Yağlıüyük ahâlileri itâ‘at etmeyip geri ‘avdet edip Akvîrân köyüne geldiğimizde, bir kimse el-Hâc İbrahîm Beg ve Mahmûd’u Yağlıüyük köyü ahâlisindendir diye haber virmekle adı geçenleri tutup Hâcı İbrahîm Beg’den yirmidört guruş ve Mahmûd’un bir at gemi ile bir at kolanını aldık” diye itirâf etmişlerdir. İtirâfları gereğince sözü edilen yirmidört guruş ile kolan ve gem Ahmed ve Mahmûd’dan alınarak el-Hâc İbrahîm Beg ve Mahmûd’a teslîm edilmiştir. Ayrıca el-Hâc İbrahîm Beg ile Mahmûd’a, bazularından ve ellirinden bağlayıp ağızlarına ve dînlerine küfredildiğine dâ’ir olan iddi‘âlarını ispatlamaları için süre verilmiştir10. 

Karaman Eyâleti vâlisi olan Vezîr el-Hâc Osmân Pâşâ huzurunda yapılan mahkemede ise, Bozkır Kazâsı’na bağlı Avdan köyü sipâhisi Bostân Ağa ibn Abdullah Ağa ve adı geçen köyden Abdullah bin Halîl ile zevcesi Ümmi bint-i Alî, Hasan bin Alî ve zevcesi Selîme bint-i Mehmed adlı kimseler aynı köyden Mehmed bin Alî adlı kimseyi da‘vâ ederler. Önce Bostân Ağa söz alarak şöyle demektedir: “Adı geçen Mehmed kuttâ‘ü’t-tarîk eşkıyâsından olmağla kazâ-i mezbûrda Arpalubeli’nde balıkçı yolunda altı nefer kimse ile önüme inip elimden tüfengimi almıştır”. İkinci olarak Abdullah ile Ümmü söz alarak, “mezkûr Mehmed adı geçen köyde olan evime gece ile girip iki makreme ve bir guruşluk akçamızı aldığından başka zevcem Ümmü’ye tecâvüz eylemişdir”. Üçüncü olarak ise Hasan ile Selîme söz alarak, “adı geçen Mehmed köyde bulunan evime gece ile girip iki çift sahanımı aldığından başka zevcem Selîme’ye tecâvüz eylemişdir kendinden su’âl olunup mûcib-i şer‘îsi icrâ olunması matlûbumdur” dediklerinde, durum Mehmed’e sorulunca, cevâbında Bostân Ağa’nın önüne inip tüfengini aldığını kabul, lâkin diğerlerinin evlerine girip hanımlarına tecâvüz eylediğini bütünüyle inkâr etmiştir. Da‘vâcılardan iddi‘âlarını ispatlamaları taleb olunmuş; ancak onlar ileri sürdükleri iddi‘âları ispatlayamamışlardır. Bunun üzerine Mehmed’in keyfiyet-i ahvâli köyü ahâlisinden sorulduğunda, ahâli “mezbûr Mehmed kuttâ‘ü’t-tarîk eşkıyâsından olup Abdullah ve Hasan’ın ve sâ‘ir köy ahâlilerinin ehl ve ‘ıyâllerinin ‘ırzlarını hetk eylemesi ‘âdet-i müstemeresidir ve fesâd ehlidir” diye şâhidlik etmişlerdir. Bunun üzerine durum tespit edilip, gereğince hükm olunmuştur11.

Konu ile ilgili bir başka ilginç belge ise evlâdlıkdan reddetme olayıdır. Bozkır Kazâsı’na bağlı Ağcabınâr köyünden Mustafâ bin Sinân adlı kimse Konya Mahkemesi’ne gelüp, kadı huzurunda şöyle demektedir: “Sulbî oğlum Hüseyin nâm kimesne karye-i mezbûrede komşularıma cevr ve eziyet üzere olduğu mesmû‘um olmağla bîzâr olup red eyledim ba‘de’l-yevm mezbûr benden hukûk-ı ebeveyne mürâ‘ât12 talebinde olmayup ben dahî mezbûr ile oğulluk mu‘âmelesi itmemeğe azîmet idüp min külli’l-vücûh kat‘-ı alâka eyledim” dediği kaydedilmiştir13. Bu olayda, oğlunun ahâliye yaptığı eziyet ve kötülüklerden bıkan babanın, ondan kurtulmak için, evlâdlıktan reddetme yoluna gittiği anlaşılmaktadır.

Konu doğrudan Bozkırla ilgili olmamakla birlikte, ilginç olaylardan biri de Konya’nın Fakîhdede Mahallesi’nde cereyan etmiştir. Sözü edilen mahalleden Alî bin Ahmed adlı kimse, Konya Mahkemesi’nde es-Seyyid Mustafâ bin es-Seyyid Abdulkâdir’i da‘vâ ederek “Bu gün merkûm es-Seyyid Mustafâ beni haksız yere darb idüp eşek manâv Bozkır asılacağı diye küfretmekle benim gururuma dokunmuştur merkûm es-
Seyyid Mustafâ’dan su’âl olunup mûcib-i şer‘îsi icrâ olunmasını taleb ederim” deyince, es-Seyyid Mustafâ iddi‘âları inkâr etmiştir. Bunun üzerine da‘vâcı Alî’den iddi‘âlarını ispatlayacak şâhit istenmiş, şâhitlerin Alî’nin dediklerini doğrulamaları üzerine, es-Seyyid Mustafâ’nın ta‘zîrle cezâlandırılmasına hükm edilip, cezânın infâzı için zâbitine teslîm olunmuştur14. Burada “Bozkır asılacağı” sözü hakaret ve küfür olarak kabul edilip, küfreden kimsenin cezâlandırılma yoluna gidildiği görülmektedir.

4- Mer‘a ve Arazi Anlaşmazlıkları İle İlgili Belgeler
Konya Mahkemesi kayıtlarında Bozkır Kazâsı ile ilgili belgelerin bir kısmı da mer‘a ve arazi anlaşmazlıkları ile ilgilidir. Meselâ bunlardan biri Aldoğan köyü ile Ahurlu köyü arasında meydana gelen mer‘a da‘vâsıdır. Bozkır Kazâsı’na bağlı Aldoğan köyünden Mehmed bin Alî, Mustafâ bin Murtazâ, Süleymân Beg ibn Mehmed, Hatîb Mustafâ Efendi ibn Abdî, Ramazân bin İbrahîm ve daha pek çok kimse Karaman Eyâleti vâlisi olan Süleymân Pâşâ huzûrunda kurulan mahkemede, yine aynı kazâya bağlı Ahurlu köyü sipâhisi Mustafâ Beg ile adı geçen köyden Osmân Beg ibn Abdî, es-Seyyid Osmân bin Mahmûd, Hasan Efendi ibn Alî, İmâm Mehmed Efendi adlı kimseler ve sâ’irleri huzurunda her biri üzerlerine “Köylerimiz arasında olan cebel (dağ) eskiden beri âbâ ‘an ced çardaklar yapup mahallinde koyunlarımız varup otundan ve suyundan istifade edegeldiğimiz halde adı geçenler bizi çıkımdan ve koyunlarımızı otlatmaktan men‘ ederler su’âl olunup eskiden beri olduğu gibi çıkımdan ve koyunlarımızı otlatmaktan men‘ olunmamak üzere tenbîh olunması matlûbumuzdur” diye da‘vâ açmışlardır. Bunun üzerine, durum da‘vâlılara sorulduğunda, cevâblarında “gerçekten adı geçenler birkaç seneden beri mahall-i mezbûra çıkup ve koyunlarını otlatırlar” diye i‘tirâf edip; “lâkin bu sene kazâ-i mezbûrda nâ’ibü’ş-şer‘ olan Abdulvahhâb Efendi huzûrunda yapılan duruşmada kadîmî mer‘amız olduğunu huzûrlarında şâhidlerle isbât edip, mezbûrûnu men‘ ve elimize mahkeme tarafından hüccet-i şer‘iye verildikten sonra durumu devlet merkezine i‘lâm eylediğimizde bir def‘a şer‘le görülüp karara bağlanan da‘vânın tekrar görülmesi câiz değildir diye elimize fermân-ı şerîf-i ‘âlîşân verilmiştir” diyerek sözlerine uygun bir adet hüccet ve bir adet fermân ortaya koymuşlardır. Hüccete ve fermâna bakıldığında içerikleri tamamıyla sözlerine uygun olduğu görülmüştür. Neticede hem hüccet hem de fermân gereğince, iddi‘âcıların sâhib-i arzdan temessükleri ve senedleri olmadığından, da‘vâ açan Aldoğan köyü halkı da‘vâdan men‘ edilmiştir15.

Bir başka arazi da‘vâsı ise Bozkır Kazâsı’na bağlı Ahurlu köyü ile Yağlıüyük köyü halkı arasında geçmektedir. Kâfirçiftliği köyü toprağından olup Suğla tabir olunur Enişdibi demekle ma‘rûf bir tarafdan Hallâckayası, bir tarafadan Söğüdburnu, bir tarafdan Belmeçukuru ve bir tarafdan cebel-i ‘azîm ile mahdûd tahmînen bin Konya kilesi tohum ekilen arazi üzerinde olan anlaşmazlık, delillerin ışığında ve şâhitlerin şehâdetiyle Ahurlu köyü halkı lehine neticelenmiştir16.

Diğer bir arazi anlaşmazlığı ise Bozkır Kazâsı’na bağlı Sinânlı köyü za‘îmi ile Nuzumla köyü câmii hatîbi Molla Muslî bin Ahmed arasında geçmektedir. Buna göre Sinânlı köyü ve gayriden 54.470 akça ze‘âmete ortaklık şeklinde mutasarrıf olan es-Seyyid Hasan Ağa, es-Seyyid Mustafâ Ağa ibn es-Seyyid Alî Ağa ve es-Seyyid Mehmed Ağa ibn Şa‘bân adlı kimseler, Konya Mahkemesi’nde, Seydîşehri Kazâsı’na bağlı Nuzumla köyünden Hatîb Molla Muslî bin Ahmed’i, “Nuzumla köyünde bulunan câmi‘-i şerîf yakınında olan yarım dönüm, yine Büyükyer’de olan bir dönüm, Bozyer’de olan yarım dönüm, İnceyer’de olan yarım dönüm ve Kilisedibi’nde olan dört dönüm ki, toplam beş adet tarla bizim ze‘âmetimiz arâzisinde olup dört seneden beri Molla Muslî adı geçen câmi‘in vakfıdır diye fuzûlî olarak zabt eder su‘âl olunup işbu elimizde olan fetvâ-yı şerîfe ve mûcibince emr-i ‘âlîye nazar olunup kasr-ı yedine tenbîh olunması matlûbumuzdur” diye da‘vâ etmişlerdir. İddi‘âlar Molla Muslî’ye sorulduğunda “zikr olunan arâzileri câmi‘-i mezkûr vakfıdır diye bana haber vermeleriyle dört seneden beri vakf olmak üzere zabt ederim” diye cevap vermiştir. Bunun üzerine bahsi geçen arâzilerin câmi‘-i mezkûrun vakfı olduğuna Molla Muslî’den sened taleb olunduğunda, “vakf olduğuna elimde senedim yokdur” diye i‘tirâf etmiştir. Zâ‘imlerin ortaya koyduğu fetvâ ve fermâna bakıldığında ise “temlîk-i sultânî olmayınca ‘arz-ı mîrînin vakfiyeti sahîh olur mu el cevâb olmaz” diye buyrulmakla, fetvâ ve fermân gereğince Molla Muslî, adı geçen arâzilerden el çektirilmiştir17. 

Eyâlet-i Karaman muhâfızı el-Hâc Osmân Pâşâ’nın huzûrunda yapılan bir başka mahkemede ise Bozkır Kazâsı’na tâbi‘ Sinânlı nâm karye ve gayriden 54.475 akça ze‘âmete ortaklık şeklinde mutasarrıflar olan es-Seyyid Mustafâ Ağa ibn es-Seyyid Alî Ağa ve karındaşı es-Seyyid Hasan Ağa ibn es-Seyyid Alî Ağa ile es-Seyyid Mehmed Ağa ibn Şa‘bân ve Mustafâ Ağa ibn Alî nâm kimesnelerin vekîli Molla Hüseyin bin Mehmed, yine Bozkır’a tâbi‘ Fart köyü sâkinlerinden Ahmed bin Hasan, Velî bin Alî, Osmân bin Ömer Beg ve Bedel bin Ömer adlı kimseleri da‘vâ edip; “adı geçen kazâya tâbi‘ Kazıkdere köyü bizim ze‘âmetimiz köylerinden olup, bu köy sınırları dâhilinde olan Samaylıca ve Ballıca mezra‘aları bizim ze‘âmetimiz içindedir ve Kazıkdere ahâlileri zirâ‘at ede gelip elimizde olan sûret-i defter-i hâkânîde dahi bizim yaylağımız olarak kayıtlıdır. Ancak mezbûrlar bizim yaylağımızdır diye fuzûlen zabt ve tasarruf edip, bizim zirâ‘atimize mâni‘ olurlar. Elimizde olan sûret-i defter-i hâkânî ile fermân ve fetvâya bakılarak mezbûrlardan su’âl olunup yaylakları olduğuna sûret-i defter-i hâkânî dahî taleb oluna” diye bir kıt‘a fetvâ-yı şerîfe dahî ibrâz etmişlerdir. Bunun üzerine adı geçenler cevâblarında yaylağa çıkıp arâzi-i mezbûreyi zabt ve tasarruf eylediklerini ikrâr, lâkin 1050 târîhi iki kıt‘a köhne hüccet ibrâz edip sâhib-i arzdan arâzi-i mezbûreyi zabt ve tasarruflarına izin veren sened taleb olunduğunda ise sâhib-i arzdan hergangi bir senedleri olmadığını i‘tirâf eylemişlerdir. Neticede sipâhilerin ortaya koyduğu fetvâ, defter ve fermân gereğince, Fart köyü ahâlisi, Samaylıca ve Ballıca mezra‘alarından el çektirilmiştir18.

5-Rüsûm-ı Ra‘iyyet ve Öşür Da‘vâları
Bozkır Kazâsı ile ilgili olarak Konya Mahkemesi’ne intikal eden da‘vâlar arasında ra‘iyyet resmi ve öşür da‘vaları da yer almaktadır. Konya’nın Aksinle Mahallesi’nden olup Bozkır Kazâsı’na bağlı Ahurlu köyü za‘îmi Mehmed Ağa’nın subaşısı ve vekîli olan karındaşı Mustafâ Ağa’nın açmış olduğu da‘vâ bu konuya örnek gösterilebilir. Mustafâ Ağa, Konya Mahkemesi’nde, Alâ’iye Sancağı’na tâbi‘ Akseki Kazâsı’ndan İsma‘îl bin Bâli ve Mehmed bin Yûsuf adlı kimseleri da‘vâ edip, “mezbûrlar, müvekkilim Mehmed Ağa’nın ze‘âmeti karyesinden Ahurlu köyü toprağında yıllayup ve hayvanlarını otlatmalarıyla resm-i otlaklarını taleb eylediğimde ödemekten kaçınırlar adı geçenlerden su’âl olunup resm-i otlakları alıvirilmesi matlûbumdur” deyince, İsma‘îl ve Mehmed cevâblarında “bizler Arvana köyünde yıllayup ve hayvanlarımızı dahî orada otlatırız bu sebeble resm-i otlağımızı Arvana köyü sipâhîsi Süleymân Beg’e edâ ve teslîm ideriz Mehmed Ağa’nın ze‘âmeti köyü olan Ahurlu köyü toprağında yıllamayıp ve hayvanlarımızı dahî orada otlatmayız” diye inkâr etmişlerdir. Mustafâ Ağa’dan iddi‘âlarını ispatlaması istenmiş; ancak ispatlayamadığı gibi İsma‘îl ve Mehmed’e yemîn dahî vermemekle, açmış olduğu da‘vâdan men‘ edilmiştir19.

Vergi konusunda bir başka ilginç da‘va da, Göçü-i Kebîr Kazâsı’na bağlı Erkin köyü ve gayrıdan 32.498 akça ze‘âmete mutasarrıf olan Ahmed Ağa ibn Ahmed nâm kimesnenin açmış olduğu da‘vâdır. Ahmed Ağa, Konya Mahkemesi’nde Şeyhsadreddîn Mahallesi’nde oturan Ahmed bin Süleymân’ı da‘vâ edip, “adı geçen Ahmed, Bozkır Kazâsı’na bağlı Akçabınâr köyünün ra‘iyyet ve ra‘iyyeti oğullarından olmakla üzerine kânûnen edâsı lâzım gelen rüsûm-ı ra‘iyyetini taleb eylediğimde edâdan kaçınır su’âl olunup alıverilmesi matlûbumdur” demektedir. Durum kendisine sorulduğunda, Ahmed cevâbında, “ben on beş seneden beri Konya’da sâkin olup Ahmed Ağa’nın ze‘âmeti karyesinden karye-i mezbûre Akçabınâr’ın babam ve dedem ve benim ismim mestûr ve mukayyed sûret-i defterde ra‘iyyet ve ra‘iyyeti oğullarından olduğuma sûret-i defter ibrâz eylesün” demiştir. Sonuçta Ahmed Ağa sûret-i defter ibrâz edemediğinden, Ahmed’den resm-i ra‘iyyet talebinden men‘ edilmiştir20.

6- Tedâvi ile İlgili Kayıtlar (Rızâ Senedi)
Günümüzde de doktorların tedâvi esnasında başvurdukları bir uygulama olan rızâ senedi uygulaması, Osmanlı toplumunda yaygın bir şekilde görülmektedir. Bu usul doktor ile hasta arasında bir mukâvele olarak değerlendirilebilir. Bu usulde, tedâvi olmak isteyen hasta cerrâha müracaat ederek, tedâvi olmak istediğini bildirir. Ancak cerrâh tedâvi sırasında hastanın ölme ihtimaline karşı kendini garanti altına almak ve mahkeme tarafından takibe uğramamak veya hasta yakınları tarafından kendisine dava açılmamak için tedâvi olacak kişiden bir rızâ senedi alırdı. Bu senedde, hasta, eğer tedâvi sırasında ölürse, vârislerinin ve hâkimlerin cerrâhı rahatsız etmelemelerini ve ona da‘va açmamalarını istemektedir. İşte benzer bir rıza senedi Bozkır Kazâsı’na bağlı Akkilise köyünden Mehmed bin Sefer tarafından tedâvi olduğu Aslan bin Nikola’ya verilmiştir.

Buna göre Mehmed, Konya Mahkemesi’nde, Aslan veled-i Nikola nâm zimmî cerrâh muvâcehesinde “Ben fıtık marazına mübtelâ olup maraz-ı mezbûrun ilâcında mezkûr Aslan zimmînin hazâkat(mahâret üstâdlık) ve mahâreti olmağla ücretle mürâca‘at eyledim muktezâ-yı san’atı üzere ilâc eylesün eğer ifâkat bulursam febihâ ve eğer esnâ-yı ilâcda fevt olursam dem ve diyetime müte‘allık da‘vâdan zimmetini ibrâ eyledim vârislerim ve hükkâm-ı kirâm taraflarından bu husûs içün merkûm rencîde olunmaya” demektedir21.

7- Kölelerle İlgili Kayıtlar
Bilindiği gibi Osmanlı Devleti’nde sosyal hayatın en önemli unsurlarından biri de köleler ve câriyeler idi. Köle ve câriyeleri hemem hemen her alanda görmek mükündür. Ailenin bir ferdi gibi muamele gören köle ve câriyeler, bazen efendilerinin hizmetinden kaçmaktaydılar. Kaçan bu kölelerin yakalanmaları, yakalandıktan sonraki durumları çeşitli kurallara bağlanmış ve bu kurallar çerçevesinde işlem yapılmakta idi.

İşte efendisinin hizmetinden kaçan kölelerden biri de Bozkır Kazâsı’nın Aydınkışla köyünden Seyflioğlu Süleyman’ın kölesi Abdullah idi.

Konya’da Mîrâbiye Mukâta‘ası’na mâlikâne şeklinde mutasarrıf ve zâbit-i avâbık (kaçakları yakalama zâbiti) olan Mustafâ Çelebi ibn Hidâyetullah, Konya Mahkemesi’nde orta bolu açık kaşlı Arab Abdullah adlı köleyi hazır ederek “Bundan üç gün önce Abdullah, Konya’nın Sadırlar Mahallesi’nde kaçak köle olduğu hâlde tutulmuştur. Kendisine sorularak yetecek kadar nafaka bağlanmasını ve zâbit-i avâbık olduğum hasbiyle sahibi ortaya çıkıncaya kadar bana teslîm olunması matlûbumdur” demektedir. Bunun üzerine adı geçen köle Arab Abdullah’a sorulduğunda, o da cevâbında, Bozkır Kazâsı’ndan Aydınkışlası’ndan Seyflioğlu Süleymân’ın kölesi olup mülkünden kaçtığını itirâf etmiş ve kâdı tarafından kendisine yevmî dörder para nafaka bağlandıktan sonra, sahibi ortaya çıkıncaya kadar zâbit-i avâbık olan Mustafâ Çelebi’ye teslim edilmiştir. Ayrıca kâdı, zâbit-i avâbıka, ihtiyaç olması halinde, kölenin masrafları için borç alabilmek ve sahibi ortaya çıktığında harcamış olduğu paraları ondan geri tashil edebilemek için izin dahi vermiştir22.

8- Çeşitli Mükellefiyetlerle İlgili Kayıtlar
Bu konu ile ilgili 2 kayıt bulunmaktadır. Bunlar Bozkır Kazâsı’nın çeşitli tarihlere ait imdâd-ı seferiye tezkeresi ve imdâd-ı seferiye taksim defterlerinden oluşmaktadır. İlki Begşehri Sancağı’na tâbi‘ Bozkır Kazâsı ve ona bağlı köylerin ahalilerine isabet eden 244 guruş olan imdâd-ı seferiyesinin, Za‘îm Alî Ağa eliyle, 9 Cemâziye’l-âhir 1130 / 10 Mayıs 1718 tarihinde, hazîneye teslîm edildiğine dair kayıttır23.

İkinci kayıt ise, 1718 senesinde, Karaman Eyaleti’ne bağlı sancaklara taksim edilen imdâd-ı seferiye listesidir. Buna göre Karaman Eyaleti’ne bağlı sancaklardan olan Beyşehri Sancağı’nın Begşehri, Seydişehri, Bozkır, Kaşaklu, Kır-ili ve Göçü kazâlarının toplam imdâd-ı seferiyesi 5.000 guruşdur. Karaman Eyaleti’nden taleb olunan imdâd-ı seferiye yekûnu ise 41.250 guruş olmuştur24.

9- Diğer Kayıtlar
Konya şer‘iye sicillerinde yukarıdaki verilenlerden başka konularda da, belgeler bulunmaktadır. Bunlardan biri, Begşehri Sancakbegi Alî Pâşâ tarafından haps edilen mahkûmlardan dördünün hapiste ölmesi ve geriye kalanlarının serbest bırakılması, serbest bırakılanların da paşadan da‘valarının olmadığının tescili ile ilgilidir. Belgenin önemine binâen bu belgeyi geniş bir şekilde vermek istiyoruz.

“Bi’l-fi‘l Eyâlet-i Karaman’a mutasarrıf olan Alî Pâşâ hazretlerinin taraf-ı ‘âlîlerinden mütesellim-i sâbık Hüseyin Ağa meclis-i şer‘-i şerîfe Bozkır Kazâsı’na tâbi‘ Sırıstad nâm karye ahâlisinden Mustafâ bin Alî ve diğer Mustafâ bin Mehmed ve Receb bin Mehmed ve Abdulgaffâr bin Mustafâ nâm kimesneleri ihzâr ve mahzarlarında takrîr-i kelâm idüp sâbıkan Begşehri Sancağı’nda mutasarrıf olan İbrahîm Pâşâ mezbûrların karyesine bir husûs içün geldikde karye-i mezbûre ahâlisi cem‘iyet idüp pâşâ hazretleriyle mücâdele ve muhârebe etmeleriyle husûs-ı mezbûr içün fermân-ı ‘âlî ile Alî Pâşâ hazretleri kazâ-i mezbûra vardığında karye-i mezbûre ahâlisinden mezbûrları ve bunlardan gayrı dört nefer kimesneyi ahz idüp habs içün bu tarafa irsâl etmeleriyle habs olunmuşlar idi bi-emrillâhi te‘âlâ dört nefer fevt olup mezbûrlar ıtlâk olunmuşlardır bir akça ve bir habbeleri alınmayup ve darb ve sâ’ir bir vecihle eziyet olunmamışdır su’âl olunup takrîrleri tahrîr olunması matlûbumdur didikde gıbbe’s-su’âl mezbûrlar cevâblarında mukaddemâ bizim her birimiz kendi mesâlihimiz içün âhar karyelerde olup kendi karyemizde değiller iken vech-i muharrer üzere mücâdele ve muhârebe vâki‘ olup ba‘de’l-eyyâm biz dahî karyemize gelüp menzillerimizde sâkinler iken Alî Pâşâ dergâh-ı ‘âlî kapucubaşılarından Receb Ağa ile kazâ-i mezbûra gelüp husûs-ı merkûm içün şer‘le mürâfa‘a murâd etmekle karyemiz ahâlisi bizi müdâra‘a içün irsâl etmeleriyle vardığımızda bizi ve bizden gayrı dört nefer kimesneyi Alî Pâşâ ahz edüp habs içün bu tarafa irsâl etmişidi mahbûsda iken bi-emrillâhi te‘âlâ dört nefer kimesne fevt olup hâlâ biz ıtlâk olundukda bir akça ve bir habbemiz alınmayup ve aslâ darb ve sâ’ir bir vecihle cevr ve eziyet olunmamışdır pâşâ-yı mûmâ-ileyh hazretleri ile merkûm mütesellim-i sâbık Hüseyin Ağa’da cevr ve eziyet ve emvâl ve erzâka müte‘allık da‘vâ ve nizâ‘ımız yokdur dedikleri ketb olundu”25. Bu belgede sözü geçen dört kişinin ölümü olayı ile ilgili olarak, bu kimselerin hapiste darb sonucu mu, yoksa ecelleri ile mi öldüğü konusunda bazı şüpheler ortaya çıkmaktadır. Bu şüpheleri ortadan kaldırmak düşüncesi ile mütesellimin, ölümlerin normal ölüm olduğu konusunda hapsedilen diğer kimselerin sözlü onayını almak durumunda kaldığı anlaşılmaktadır.

Bir diğer belge ise Rakka, Hama ve Humus taraflarına iskân edilmeleri için gönderilen; ancak iskân yerlerine gitmeyerek Karaman, Bozkır ve Aydın taraflarına kaçan Türkmen ve Ekrâd tâ’ifesinin tutularak cezâlarının verilmesi hakkında gönderilen fermân gereğince, 26 Muharrem 1103 / 7 Ekim 1692 tarihinde gönderilen ve 4 Safer 1104 / 15 Ekim 1692 tarihinde kaydedilen müfettiş buyuruldusudur26.

Sonuç
Sonuç olarak diyebiliriz ki; Bozkır Kazâsı ve köyleri halkı, aralarında ortaya çıkan ihtilâfları ve da‘vâları veya tescîl edilmesi gereken her türlü konuyu, kendi kâdılarına gördükdükleri gibi; dönemin şartlarına bakmadan, belki de birkaç günlerini de yollarda ve Konya’da geçirmek suretiyle, Konya Mahkemesi’ne getirmekte herhangi bir beis görmemişlerdir. Konya şer‘iye sicillerine kaydedilen bu belgeler, bölgenin sosyal, kültürel ve ekonomik hayatı hakkında oldukça ilginç bilgiler içermektedir.



ULUSLARARASI SEMPOZYUM: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZKIR
204 KONYA ŞER’İYE SİCİLLERİNDE BULUNAN BOZKIR KAZÂSI İLE İLGİLİ BAZI KAYITLAR
(1690-1720)

İzzet SAK
ULUSLARARASI SEMPOZYUM: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZKIR


AÇIKLAMALAR

* Prof. Dr., Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi
1 Hicri 1290 Konya Vilâyeti Sâlnâmesi 6, (Bu günkü harflere çev: Mehmet Eminoğlu), Konya Büyükşehir Belediyesi Yayınları: 140, s.139 vd.
2 Araştıma için 32, 33, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48 numaralı Konya Şer’iye Sicilleri taranmış; ancak bunlardan 33, 36, 40, 44, 46 numaralı defterlerde Bozkır Kazâsı ile ilgili kayda rastlanılmamıştır. Bu defterlerde toplam 22 adet belge tespit edilmiştir.
3 İbrahim Solak- İzzet Sak, Konya Kadı Sicili 39 (1113-1113 / 1701-1702), Konya Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları: 286, Konya 2016, s.336; KŞS 39 / 206-1 (8 Ramazân 1113 / 6 Şubat 1702).
5 İzzet Sak, Konya Kadı Sicili 41 (1115-1116 / 1703-1704), Konya Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları: 260, Konya 2016, s.194; KŞS 41 / 135-1 (9 Cemâziye’l-evvel 1116 / 9 Eylül 1704).
6 İzzet Sak- Cemal Çetin, Konya Kadı Sicili 45 (1126-1127 / 1714-1715), Konya Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları: 287, Konya 2016, s.418; KŞS 45 / 189-3 (17 Safer 1127 / 22 Şubat 1715).
7 Sak-Çetin, s.250; KŞS 45 / 120-4 (24 Zî’l-ka’de 1126 / 1 Aralık 1714).
8 KŞS 32 / 46-3 (25 Cemâziye’l-evvel 1110 / 29 Kasım 1689).
9 KŞS 43 / 16-3 (25 Safer 1119 / 28 Mayıs 1707). 
10İzzet Sak, Konya Kadı Sicili 47 (1128-1129 / 1716-1717), Konya Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları: 235, Konya 2016, s.584; KŞS 47 / 227-1 (15 Rebî‘ü’l-evvel 1129 / 27 Şubat 1717).
11KŞS 48 / 181-3 (22 Safer 1131 / 14 Ocak 1719).
12 Hıfz etmek, göz ucuyla bakmak.
13İzzet Sak, Konya Kadı Sicili 37 (1102-1103 / 1691-11692), Konya Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları: 2259, Konya 2016, s.375; KŞS 37 / 226-3 (9 Şa’bân 1103 / 26 Nisan 1692).

14Sak-Çetin, s.432; KŞS 45 / 194-2 (26 Safer 1127 / 3 Mart 1715).
15 Sak-Çetin, 312; KŞS 45 / 147-1 (23 Zî’l-hicce 1126 / 30 Aralık 1714).
16 Sak-Çetin, s.490; KŞS 45 / 217-1 (25 Rebî’ü’l-evvel 1127 / 31 Mart 1715). 
17KŞS 48 / 172-4 (15 Muharrem 1131 / 8 Aralık 1718).
18 KŞS 48 / 210-1 (11 Rebî‘ü’l-evvel 1131 / 1 Şubat 1719). 
19Sak, Konya Kadı Sicili 47, s.124; KŞS 47 / 51-4 (14 Cemâziye’l-âhir 1128 / 5 Haziran 1716).
20 KŞS 48 / 186-2 (23 Safer 1131 / 15 Ocak 1719).
21 KŞS 35 / 205-3 (30 Muharrem 1102 / 3 Kasım 1690). 
22KŞS 48 / 105-2 (25 Receb 1130 / 24 Haziran 1718).
23 KŞS 48 / 3-3 (9 Cemâziye’l-âhir 1130 / 10 Mayıs 1718).
24 KŞS 48 / 279-1 (27 Rebî‘ü’l-evvel 1130 / 28 Şubat 1718). 
25Solak-Sak, Konya Kadı Sicili 39, s.368; KŞS 39 / 229-1 (12 Şevvâl 1113 / 12 Mart 1702).
26 İbrahim Solak- İzzet Sak, Konya Kadı Sicili 38 (1103-1104 / 1692-1693), Konya Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları: 285, Konya 2016, s.449; KŞS 38 / 274-1 26 Muharrem 1103 (7 Ekim 1692). Vasale fî 4 Saferi’l-hayr sene 1104 (15 Ekim 1692). 

KAYNAKÇA 

32, 35, 37, 38, 39, 41, 42, 43, 45, 47, 48 numaralı siciller.
Hicri 1290 Konya Vilâyeti Sâlnâmesi 6, (Bu günkü harflere çev: Mehmet Eminoğlu), Konya Büyükşehir
Belediyesi Yayınları: 140, Konya 2008.
Sak, İzzet, Konya Kadı Sicili 37 (1102-1103 / 1691-11692), Konya Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları:
259, Konya 2016.
Sak, İzzet, Konya Kadı Sicili 41 (1115-1116 / 1703-1704), Konya Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları:
260, Konya 2016.
Sak, İzzet, Konya Kadı Sicili 47 (1128-1129 / 1716-1717), Konya Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları:
235, Konya 2016.
Sak, İzzet - Cemal Çetin, Konya Kadı Sicili 45 (1126-1127 / 1714-1715), Konya Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları: 287, Konya 2016.
Solak, İbrahim - İzzet Sak, Konya Kadı Sicili 38 (1103-1104 / 1692-1693), Konya Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları: 285, Konya 2016.
Solak, İbrahim - İzzet Sak, Konya Kadı Sicili 39 (1113-1113 / 1701-1702), Konya Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları: 286, Konya 2016.


Sırıstat Haber Merkezinin Bozkır'lı okurlarının Osmanlıda bir zamanlar Bozkırlıların ve o devrin Bozkırının sorunlarını inceleyebilmesi için Osmanlı arşivlerinden derlemiş olduğu 3.Bozkır günlüğü sizlerle.

Bilgiler Osmanlı Arşivlerinden sizler için tarafımızdan derlenmektedir.

Bozkır'a bağlı Dinek nahiyesinin Konya iline bağlanması.- 06.06.1920 Cuhuriyet Dönemi
Bozkır'da bulunan İngiliz tebeasından bazı şahıslara aylık maaş tahsis edildiği. Hicri-06-11-1332

Hadim nahiyesinden Karaman'a asker sevk etmekte olan jandarma müfrezesinin Kızılçakır köyü civarında karşılaştığı üç kişiyi teslim emrine uymamaları üzerine biri ölü diğerlerini sağ olarak ele geçirdiği, Karaman'a sevk olunanların Bozkır'ın Yenelüce ve Hisarlık köyleri ahalisinden oldukları. Hicri -22-06-1337

 Bozkır olaylarında 7000 koyunun müsadere edilmesiyle mağdur olan sahiplerine hayvan hırsızlığının yasaklanmasına dair kanuna göre muamele yapılması.20.03.1921 - Cumhuriyet Dönemi



 Bozkırlı olup Adana ve Kütahya'ya sürülen kimselerin çoluk çocuğunun perişan hale düşmeleri sebebiyle, cezalarına son verilmesi. Hicri-06-09-1264

Bozkır madeni hasılatından olup bir kıta müstemen sefinesiyle İstanbul'a getirilen kurşunların ihraç ve mahzene naklolunduğu. Hicri-15-02-1205

Dolandırıcılık ve hırsızlık suçlarından dolayı sınırdışı edilmesi gereken Avusturya tebasından Hers veled-i Yoko'nun Bozkır'a sürgün edilmesi. Hicri-19-10-1335


Konya'nın Bozkır kazasına bağlı Hocaköy'den Şeyh Muhsin ahali arasında fitne çıkarmakta olduğundan kendisine bir tembihname yazılması hususunda Meşihat'a yazı. Hicri-06-04-1264





​Anadoluturkmenleri web sitesinden derlemiş olduğumuz bilgiler ışığında Konya'nın hangi Türkmen boy ve aşiretlerinden geldiğini gösterir bilgiler. 

YerAşiretÜst AşiretBoyTopluluk
Bozkır (Konya)Armağanlar, Armağanlı (Armağanlu)BüğdüzYörükler
Bozkır (Konya)Boynuinceli (Boynuincelü), BoynuincelilerAvşarKonar Göçer Türkmen Yörükleri
Bozkır (Konya)Hacılı, Hacılu, Hacılılı, HacıluluBozulus AşiretiBayatTürkmen Kürt Yörükleri
Bozkır (Konya)HatunözüYörükler
Bozkır (Konya)İkizce, İkizciler, İkizceli, İkizcelüMuslucalı AşiretiTürkmen Yörükleri
Bozkır (Konya)İldoğanTürkmen
Bozkır (Konya)Karadonlu (Karadonalu)Yörükler
Bozkır (Konya)Karahacı, Karahacılı, KarahacılarMamalu AşiretiBayındırKonar Göçer Türkmen Yörükleri
Bozkır (Konya)KarahacılıBayındırKonar Göçer Yörük
Bozkır (Konya)Tus, Tuslu, Tos, TosluYörükler
Bozkır (Konya)YalçılarYörükler
Bozkır (Konya)YunusviranYörükler

YerAşiretÜst AşiretBoyTopluluk
KonyaBozkır, Bozkırı, Bozkırlı (Bozkır Yörükleri)VarsakTürkmen Yörükleri
Beyşehir (Konya)Bozkır, Bozkırı, Bozkırlı (Bozkır Yörükleri)VarsakTürkmen Yörükleri
Ermenek (Konya)Bozkır, Bozkırı, Bozkırlı (Bozkır Yörükleri)VarsakTürkmen Yörükleri