Recent Comments

Liseliler, engelli çocuklar ve Hatice Doğan hanımefendi


Siz bu yazıyı okurken okullar tatile girmiş olacak, okulların tatile gireceği için ya torunların ilköğretim okuluna gittim ya da mahallemizde olan iki lise talebesinin son günlerdeki okul hayatlarını takip ettim. Ne yalan söyleyeyim liseliler beni ve mahalle sakinlerini üzüyorlar.
İlköğretim okulunda o cıvıl cıvıl oynaşan yavrulara soruyorum “okuyunca ne olacaksın?”, soruma kimi doktor, kimisi polis, kimisi asker olacağını ısrarla söylerken bilhassa kız talebeler hemşire olmayı çok istiyorlardı.
Bu güzel yavruların okumaya, büyük adam olmaya istekli hallerini görünce içimiz açılırken işte hemen yakınımızdaki lisede okuyan gençlerin hele şu son günlerde okuldan kaçarak mahallede yaptıkları yakışıksız hareketler ise biz büyükleri çok üzdü.
Kışın soğuk ve karlı günlerde pek kendilerini göstermeyen bu lise talebeleri baharın sıcak günleri ile adeta mahalledeki evlerin bahçelerine dadanarak meyve çağlalarını ev sahibine bile haber vermeden adeta mührüzden mal kaçırırcasına (Eskiden kayıda girmeden mal kaçırma için kullanılırdı, bu deyim) ağaçların dalını kolunu kırmak suretiyle heba ederek insanların kendilerinden soğumalarına ve onlara hoş gözle bakmamalarına sebebiyet veriyorlar.
Böyle heba edeceklerine evin sahibinden istekte bulunsalar herkes seve seve yemelerine müsaade eder. Sadece bununla kalsa razı komşular daha beterini yapıyor bu gençler hele şu okulların son günlerinde her sokak başında birkaç talebe kızlı oğlanlı ellerinde sigaralar ve argo konuşmalar ile aileleri çok rahatsız ediyorlar. Okulda bayrak merasimi yapılacağı zamana kadar buralarda oyalanıp dağılma zamanında okul bahçesine sokuluveriyorlar.
Oysa bizler harbe giderken bağdan üzüm koparıp yerken asmasına parasını bağlayan Osmanlı’nın torunlarıyız. Şimdi “onlar daha genç, çocuk” derseniz, onlar artık hak, dürüstlük, ahlak konusunda eğitim alıyorlar. Hem aileden hem de okuldan… Okula şikayete giden mahalle sakinlerinden okul öğretmenleri de mustaripler. Bunu hal ve tavırlarından anlayabiliyoruz. Bizim dönemimizde “eti senin, kemiği benim” diye öğretmene talebeyi teslim etme devri geçti biliyoruz da öğretmen ile talebe arasındaki mesafenin de korunması gerektiği inancındayım. Öğretmenin talebe üzerinde bir etkinliği olmalı değil mi?
Daha neler yapıyor bu geleceğimizi emanet edeceğimiz doktor, polis, hakim, savcı, hemşire, ve daha nice iş adamı mühendis olamaya aday gençler. Geleceğimiz olan yavrularımız.
Mahallede gezerlerken her hangi bir evin ziline ısrarla basıp ya bahçe duvarı dibinde saklanıyor ya da kaçıyorlar. Yahut da duvar dibine oturup evden çıkan ev sahibi annesi yaşındaki kadının “kim ooo” diye seslenmesiyle gülüşüyorlar. Buna camiden çıkıp da evime gelirken çok şahit oldum hatta çoğunu adabı muaşeret dairesinde ikaz ederek azarladım. Cemaatten beraber camiden çıktığımız bir arkadaşım bu duruma hayli içerledi ve şayet tutabilseydi belki o iki üç erkek talebeyi evire çevire dövecekti. Hırsından “Arkadaş benim evimin zilini çalsa bu gençler ben başka düşünürüm genç kızım var evimde ona mı çağırıyorlar eşime mi bir şey diyorlar, diye şüphelenirim. Vallahi Allah yarattı demem herkes çocuğuna gereken terbiyeyi versin” diye bütün cemaate hayıflanıyordu.
***
KOZAĞAÇ’TA ENGELLİ ÇOCUKLARLA

Bu düşünceler içerisinde engelli yavrum Fatih’in de eğitim gördüğü Kozağaç Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Uygulama Okulu’nda yapılacak yıl sonu müsameresi ve bu yavruların yaptıkları el emeği resim ve daha başka el becerisi işleri görmemiz için okulun Sevgili Müdür Yardımcısı Abdullah NurkaplanBey’den davet almıştım. Aslında bir gün evvel de bu yavruları okul öğretmenleri ve müdürleri hayvanat bahçesine götürmüşler, hatta sorumluk alsınlar diye ellerine verilen 1-2 lira gibi bir parayı okul öğretmenine vererek üzerini ekleyen öğretmeninin yedirdiği sac kavurmayı ve hayvanat bahçesinde gördüğü hayvanları heyecanla sayarak mutluklarını anlatmaya çalışıyorlardı.
Eserleri seyrederken bu yavruların da eğitimle neler yapabileceklerini görmüş oluyorduk. Onlara da sordum büyünce ne olacaksın sen?” Gülerek sorduğum soruya gülerek ve sevinçle şöyle cevap veriyordu: “Olacağım, evet olacağım, polis asker. Kızlar da genelde anne olacağım” diyerek sevinçten uçarlar adeta.
 İşte bu masum yavrular kimsenin meyvesini çalmazlar dalını kırmazlar kimseye zararları dokunmaz. Onları seveni, sevgi göstereni iyi bilirler. Onlar da sevgi ile karşılık verirler. Onları hor göreni, dudak bükerek alaya alanı da çok iyi bilirler kızgın durumlarını dışa vurmasalar da içten buğz ettiklerini, biz engelli bireylerin aileleri fark ederiz. Onun için bu yavrulara asla hor bakmayalım Allah korusun, her sağlıklı bireyin bir gün engelli olabilme ihtimali vardır. Bu insanların içerisindeki bir duygudur nasıl bakarsak öyle görürüz.
Şöyle düşünüyorum da onların iç dünyasına girince, onları anlayınca, onların engelli değil kendimizin özürlü olduğunu zannediyorum vesselam.
Okuldaki çalışmaları incelerken bir müjde aldık. Bu engelli çocuklara ve çocuk yuvasındaki yavrulara özel ilgisi olan Sayın Valimizin Muhtereme eşi Hatice Doğan hanımefendi, bu okulu ziyarete gelmiş. Okuldaki çocuklara ve okula özel ilgi gösteren hanımefendi, buraya daha teferruatlı, lavabosu ve tuvaletleri sınıf içerisinde olacak yeni bir ek bina yapılmasını istemiş ve isteği kabul görmüş. İnşallah bu yaz döneminde yapımına başlanıp yeni öğretim yılına yetiştirilmeye çalışılacakmış. Allah razı olsun ilgililerden.


Google News Takip Et
Gelişmelerden zamanında haberdar olmak istiyor musunuz? ’te Bozkır Haber'e abone olun.
Google News Takip Et
Son dakika gelişmelerden anında haberdar olmak için WhatsApp haber kanalımıza katılın.

Yorum Gönder

0 Yorumlar
* yapılan yorumlar denetlendikten sonra yayınlanmaktadır.