Ali DUTAL
    Bir toplumu oluşturan bireylerde "Adalet Duygusu"nun ortadan kalkması toplumda mutsuz, umutsuz ve huzursuz bireylerin çoğalmasına yol açabilir. Adalet duygusunun zaafa uğraması "Saygı Kültürü"nü ortadan kaldırır. Maalesef "Saygı Kültürü"nün en somut göstergelerinden olan "ORUÇ"a saygıda her geçen yıl büyük zafiyetler yaşanmaktadır.
Müslümanlar için tüm ibadetler önemli olmakla birlikte "ORUÇ"un diğer ibadetlere göre farklı bir hususiyeti vardır. Son yıllarda oruç tutmayanların çoğaldığını; en vahimi aleni yeme içmenin normal hale geldiğini; hatta oruç tutmasan Ramazan Ayı olup olmadığını fark edemeyecek kadar artığını görebilmekteyiz.
Müslüman bir ülkede gelinen bu vahim durum oldukça düşündürücüdür. İnsanımız açısında bu gidişat hiçte hayra alamet değildir. Bu durum, özgür bir ülke de her isteyen istediğini yapabilir, gerekçesiyle açıklanabilecek bir durum da değildir. Elbette ki, kimse kimsenin inancına, ibadetine karışamaz ve zorla ne inandırabilir ne de ibadet ettirebilir. Buna bir sözümüz olamaz. İnsanın inancı da ibadeti de Yaradan ile kendi arasındadır. Ancak, Ramazan Ayı'na ve oruç tutanlara saygı farklı bir şey olup burada bir ince bir çizgi vardır.  Bu ince çizgi; iman ile imansızlık arasında bir çizgidir. Hani hepimizin bildiği bir hikaye vardır:
Mecusi'nin birisini komşusu rüyasında cennette görür ve mecusiye; "Sen dünyada iken mecusiydin, ateşe tapardın oysa ki ben seni cennette görüyorum, bu nasıl oldu" der.
Mecusi "Doğru söylüyorsun ben mecusiydim ve ateşe tapardım. Ramazan Ayı'nda oğlumu oruç tutanların yanında yiyip içerken gördüm ve kendisine "Müslümanlar için kutsal olan Ramazan Ayı'na saygı göstermesini, oruç tutanların yanında yiyip içmemesini söyledim. Cenab-ı Allah son nefesimi vermeden önce Ramazan Ayı'na, oruç tutanlara saygı gösterdiğim için iman nasip etti ve beni cennetine koydu," der.
Elbette ki bu bir kıssadır. Kur'an- Kerim ve Hadis-i Şeriflerde geçen kıssaların dışındaki kıssalara göre bir hükümde bulunamayız. Yukarıdaki kıssaya göre de insanları iman ve imansızlıkla değerlendiremem ve böyle bir hakkımın olmadığını da biliyorum. Ancak, bir Müslümanın mazeretsiz oruç tutmamasının mantıklı bir açıklaması yok iken, hele hele aleni yeme ve içmesi Allah (cc) korusun imana zarar verebilir.
Benim için özel bir öneme sahip Bozkırlı hemşerilerimin oruç ile aralarının nasıl olduğunu bir tanıdığıma sordum ve "çoğunlukla lokantaların, kahvehanelerin açık olduğunu ve oruç tutmayanların tahminimden çok olduğunu söyledi. İnanın çok üzüldüm. Oysaki Aslan Mustafam türküsünün;"Kenardan geçeyim yol sizin olsun/Ağular içeyim bal sizin olsun"  dizelerinde derinlik bulan bir kültürün insanlarında saygının zaafa uğraması bana biraz dokundu! İsterdim ki Ramazan Ay''ında gündüzleri lokantalar, kahvehaneler açılmasın; insanlar oruç tutmasa bile oruç tutanların yanında aleni yiyip içmesin…
Toplum olarak bugün, dünden daha fazla hoşgörüye, saygıya ihtiyacımız var. Biz birbirimizi anlamazsak kim bizi anlayabilir. Hiç iyiye gitmiyoruz; bu halin sonucu hepimize zarar verebilir. Toplumsal barışın, hoşgörünün, saygının hayatımızda tesisi için herkes üzerine düşenden fazlasını yerine getirmelidir.  

Hep saygıcakla kalın.

Haberi Yorumlayın:

0 yorum yapıldı.