Geçtiğimiz hafta bir tanıdıkla karşılaştım, hal hatır sorduk ayak üstü. "Çok işim var, kafamda bir sürü plan var, çok yoğunum şu sıralar" dedi. "Hayırdır" diye sordum haliyle, "yakında öğretmenler günü var, hediye bakıyorum, pasta börek işi de var, daha ne alacağımıza da karar veremedik, onun için dolaşıyorum" dedi. Önce anlamadım "sen neden dolaşıyorsun ki" dedim. Şaşkınca yüzme bakıp hediye alınacak, araştırma yapıyorum deyince, "iyi de bunu çocukların yapması gerekmiyor mu?" dedim. "Onlar anlamazlar, biz iyi bir şeyler almak için uğraşıyoruz, diğer sınıfın hocasına yemek takımı bakıyorlarmış, biz altta mı kalalım, bizim öğretmenin boynu bükük mü kalsın" dedi. Almayı planladıkları hediyeyi duyunca şaşkınlığım iyice arttı. "Bence çocuklar kendileri organize olup beş on kuruş aralarında toplayıp, güzel bir çiçek yaptırsalar, ya da güzel bir saksı çiçeği alsalar, hem çocuklar hem öğretmen daha mutlu olur, öğretmenlerin sizden böyle hediyeler beklediğini ve kabul edeceklerini sanmıyorum" dedim. Beni dinledi ama anladığını hiç sanmıyorum.

Çocuklarımızı rekabetçi ve yarış atı gibi yetiştiriyoruz, onlara paylaşmayı birlikte bir şeyleri başarmanın mutluluğunu öğretelim diye kendi aramızda kafa patlatırken, kendi çocuklarımıza, arkadaşlarınla yarışma kendinle yarış, başkalarının başarısızlığına sevinme ona gülme yardımcı olmaya çalış gibi nasihatler ederken, asıl sorunun çocuklar değil büyükler olduğunu fark ettim. Aslında yarışan çocuklar değil maalesef büyükler… Bizler öğrenciyken ailelerimiz öğretmenler günü ne zaman bilmezlerdi, kendi aramızda bir iki kişi seçer, onlar organize eder, üç beş kuruş aramızda toplar, bir kalem ya da kravat alır, o gün hiç ses çıkarmadan dersleri dinlerdik. Teneffüste bile sesimiz çıkmazdı çünkü uslu durarak öğretmenimizi yormaz, ona böylece öğretmenler günü hediyesi yapmış olurduk. Bir defasında öğretmenimizin birine gömlek almıştık, ama aldığımıza alacağımıza bizi pişman etmişti. Hediye alma adabından başlamış, gömlek alacağımız paraya kendimize bir kitap almamızı, bir daha böyle bir hediyeyi kabul etmeyeceğini sözle kafamıza vura vura anlatmıştı… Kendisine verilecek en güzel hediyenin bizlerin başarısı olduğunu, yıllar sonra onu iyi dileklerle anmamızın en değerli şey olduğunu, vereceğimiz en büyük hediyenin terbiyeli, edepli çocuklar olmamız olduğunu söyledi. Şimdi her öğretmenler gününde gününü kutlarım, Allah ömür versin…
Bir öğretmen tanıdığım, "eğitime aslında velilerden başlasak işimiz daha kolay olur" demişti. Ne demek istediğini şimdi daha iyi anladım. Çocuğuna eğitim veren öğretmene teşekkür etmek, saygı duymak, ona değer vermek çok güzel çok değerli bir şey ama başkalarıyla yarışa girmek, onlardan daha iyisini yapmalıyız kompleksine kapılmak, öğretmenleri zor durumda bırakabilir. Keşke veliler bu enerjilerini başka alanlarda değerlendirip, çocuklarıyla daha fazla kaliteli zaman harcamaya ayırsalar. O zaman öğretmenlerin de işi kolaylaşacak, dolayısıyla onlara paha biçilemez bir hediye vermiş olunacaktır. Şimdiden tüm Öğretmenlerimizin gününü kutluyor, hepsine bol sabır diliyorum…

Haberi Yorumlayın:

0 yorum yapıldı.