Recent Comments

Şu doktorları anlamak zor

Devletin sırtından geçinmeyi marifet sayanlar, devletin sırtında asalak olanlar için yergi amaçlı “devletin malı deniz, yemeyen domuz” denir.
Haram helal demeden çeşitli hile ve desiselerle devleti dolandıran devlet düşmanları para hırsı ile her şeyi mubah görenler için “oh ne ala, devletin malı deniz yemeyen domuz” diye kinayeli bir ifade kullanılırdı, hala öyle değil midir?
Şimdi sayıları arttı. Bu işe tevessül edenler yasal yolları hile ile yalan dolan çeşitli entrikalar kullanarak devletten geçinmeye fakir fukara, garip guraba, tüyü bitmedik yetimlerin hakkını yemeye bir şekilde devam ediyorlar.
Devlet ise iyi niyetle çıkarmış olduğu bazı yasalar ile bir kısım ihtiyaçlıları zorlar iken bir kısım ard niyetli insanlara da bu konuda zemin hazırlıyor. Ne yazık ki bazı kuruluş ve kişiler de bu konularda şahsi çıkarları uğruna devletin zarar uğramasına göz yummaktalar.
Başına gelmeyen ya da olayları yaşamayan bilmez derler ya… Biz de bu konuda bazı olaylar yaşadıktan sonra bu işleri takibe başlayınca Hanya’yı Konya’yı öğrenmeye başladık ama yine de bir iş becerebilmiş, bir garibanın yüzünü güldürebilmiş değiliz. Bazı şahıslar, bazı kuruluşlar bu işimizi ne yazık ki engellediler.
Toplum içerisinde konuşurken dinlediklerim, hile konularında sizlerinde benimde kanımı dondurmaya yeter.
Antalya’dan gelen bir dostumla konuşuyorduk. “Abi devlet bazı konularda bu gibi işler için yeterli tedbirleri alamıyor. Çünkü insanımızın bir kısmı çok hilekar. Şahit olduğum bir olayı aktarayım: Adamın biri hasta, yatalak ama ölümün eşiğinde olan emekli babasına bakmakta iken kanuni yollar ile eşini mahkemeye verip boşanıyor. Bir müddet sonra eşini babası ile resmen nikâhlıyor. Kısa bir zaman sonra baba vefat ediyor. Bunlar aynı evde aile olarak beraber yaşıyorlar. Kadın, kayınbabası ve resmi kocasından emekli dul aylığını almaya devam ediyor. Kocası ile yani resmen kocasının oğlu, eski kocası ile yatağını paylaşabiliyor.
Bu durum çevre tarafından bilinecek de komşularca kınanacak veya şikayet edilecek diye tebdili mekan edip bir başka mahalleye hatta bir başka şehre göçüp orada yaşamlarını sürdürüyorlar. Bakar mısınız olanlara.”
Dostum anlattı ben dinleyemedim. Yüzüm kızardı…
Ne hayasızca bir şeydi…
Aman Allahım insanlar ne kadar arsızlaşmıştı…
Ne kadar maneviyat yoksunu, maddiyat düşkünü, avanta delisi, para manyağı oldular. Para için arı, namusu, örfü, geleneği, ırzı ayaklar altına almakta bir beis görmüyorlar.
Bu bir toplumun hele Müslüman bir toplumun, dahası insanlığın ayıbı, yüz karasıdır… Cahiliye devrini andıran bir girişim değil de nedir?.
2. olaya bakın…
Bu da Konyamız’da oldu… Yukarıda yazdığımı dinledim, doğruluğunu bilemem ama ya şu bildiğimi ne yapmalı.
Yakınen tanıdığım edepsiz, densiz, terbiyesiz işsiz güçsüz, sarhoş, dolandırıcı, insanların yüz karası çoluk çocuk sahibi hatta damat torun sahibi bir adam; eşinin, emekli baba ve anasının ölümü ile kalan maaşını alabilmesi için eşiyle anlaşıp şiddetli geçimsizlikten mahkemeye dilekçe verip resmen boşanıyor. Kadın 6-7 ay kadar önce ölen anasının maaşı için mağduriyet gösterip müracaat ediyor ve maaşa bağlanıyor. Burada bir yasal boşluk var sanırım. Artık bu bağlanan maaşla bankalardan 10 bin lira kredi çekiliyor araç alıyor veya diğer işlerinde kullanıyor.
Bu hayâsızlığa bu terbiyesizliğe bu devleti dolandırmaya ne yazık ki kardeşleri çocukları da göz yumuyor… Bu utanç tablosuna menfaatleri uğruna ortak oluyorlar. Oysa esas devletin bu tür sosyal devlet içerikli yasalarından faydalanmayı hak eden birçok gariban ve sakat mağdur insanın ise önüne bin bir çeşit ve türlü engeller çıkarıyorlar ve bu haklarından gerek kurumların çalışanları gerekse bu işlerle yetkili şahısların kaprisleri yüzünden haklarını alamıyorlar.
Daha 20 yıl önceden % 65’lik raporu olan ayakları sakat, iyileşemez “ayakta yapılacak işlerde çalışamaz hastalığı süreklidir” diye devletin büyük tam teşekküllü hastanelerinden birinden raporlu olan, 7 sene evvel yine bir tam teşekküllü hastanenin verdiği raporda tanı “CP sekeli+ paraperezi+ hafif ataksil yürüyor, çalışarak hayatını kazanamaz, başkalarının yardımına muhtaçtır” diye sakatlık maaşına bağlanan bir şahıs, şahsı ve eşi çocukların gayretleri ve bazı himayekar işverenlerin himmeti ile oturarak bazı işlerde sigortalı çalışıp 22 yıl sigortalılıkla 3800 iş gününü doldurup devletin kendisine tanımış olduğu haktan yararlanıp SGK emeklilik için müracaat ediyor.
Bu arada ana babanın ölümü 2 çocuğu -biri 15 diğeri 9 yaşlarında takriben- yaşam mücadelesi verirken evin idaresini teminde çok önemli bir yer tutan hanımı da gırtlak kanserinden vefat ediyor.
Bu şahıs tam devletin kendisine tanıdığı sakatlık ve özürlü emeklilik imkânından faydalanması gereken, sosyal devletin bütün yasal gereklerini üzerinde taşıyan biri olduğu halde, müracaat ettiği devletin tam teşekküllü bir hastanesinden kendisine verilen % 19’luk rapor ile hem de daimi geçerli diyerek şerh konulan rapor ile bütün emeklilik haklarını kaybediyor, iki öksüz çocuğu ile adeta kaderine terk edilip sadece yardımsever vatandaşların himayesine bırakılıyor.
“Kadınlara prostat ameliyatı yaptıran, bir yılda bir kadına dokuz kez doğurtan”ları Sağlık İşleri Müdürlükleri’ne gelen “fatura”lardan öğreniyoruz. Alavere dalavere işlerinin ardı arkası gelmiyor. Basından izliyoruz hepimiz…
Bazen bu ayıplar, bu usulsüzlükler tersinden yapılıyor.
Kendi işini bile göremeyecek, asla çalışamayacak bir mağdura nasıl %19 raporu verirler, aklım almıyor. Bunlar şimdi “doğrucu” doktorlar mı oluyor…
Şimdi bu fakirlere göre bir iş vermiyorlar, bunlar artık el verirse yiyecekler, vermez ise açlığa mahkumlar… Bakar mısınız şu çelişkiye muhterem okurlar? Evde sefilleri oynayan bu garipler ne yapsın?
Eyvah ki, ne eyvah Türkiyem. Bu kadar haksızlıkların yolsuzlukların ayyuka çıktığı ülkemizde bunun gibi mağdur ihtiyaçlı insanlara gerek bu gibi devlet kuruluşları gerekse devletin bu yetkiye sahip doktor veya sağlık çalışanlarının, genel itibariyle kamu görevlilerinin daha dikkatli olmasını öneriyorum…
Yetkili mercilerden bahsettiğim şahıs gibilerin tekrar muayeneye alınıp gerekli tetkikleri yapılarak kaybettikleri haklarına yeniden kavuşmalarının sağlanmasını istirham ediyorum.
Bu bir sosyal devlet ve insanlık görevidir.
Bu şahsın durumu şahsımdan sorulup kendisine ulaşılabilir.
Not şahıs eline geçen parayı da idareli kullanmaktan yoksundur.
“Kimsesizlerin kimsesi” Başbakanımız adına İl Sağlık Müdürümüz’ün ya da yetkili her kimse bu konu ile ilgilenilmesi gerekiyor.
İşini usulüne göre yapan, Hipokrat yeminine sadık doktorlarımızı üzmemişimdir umarım… 
Saygılarımla…

Google News Takip Et
Gelişmelerden zamanında haberdar olmak istiyor musunuz? ’te Bozkır Haber'e abone olun.
Google News Takip Et
Son dakika gelişmelerden anında haberdar olmak için WhatsApp haber kanalımıza katılın.

Yorum Gönder

0 Yorumlar
* yapılan yorumlar denetlendikten sonra yayınlanmaktadır.