MTA tarafından yapılan araştırmalar sonunda Konya'nın Bozkır İlçesi, Ulupınar Mahallesi yakınlarında yüksek oktanlı bol miktarda ham petrol bulundu. MTA tarafından yapılan açıklamada bulunan petrolün bu güne kadar Türkiye'de bulunan petrollerden en kalitelisi olduğu ve Türkiye'nin Petrol ihtiyacının en az 250 yıl karşılayacağını açıklandı.*

Yaşım oldu 45. Ben deyim yüz kere, siz deyin bin kere yanından geçtim. Özel aracımla geçtim, toplu taşıma araçlarıyla geçtim yani defalarca dibinden geçtim. Ulupınar Mahallesini Bozkır'a doğru geçince hemen sol koldaki tepelerin zirvesinde yıkık bir kale kalıntısı görürdüm hep. Ben burayı Zengibar Kalesi olarak bilirdim. Belki de İlkokula giderken de duymuşluğum vardır. Öğretmenlerimiz Bozkır'da tarihi Zengibar Kalesi var derlerdi, kulak ucuyla dinler geçerdim. Nede olsa yıkık bir kale derdim içimden. Hiç merak etmezdim. Bende ekseri Bozkırlılar gibi "ne olacak daş gaya" diyerek içimden geçirirdim.


Ta ki Bozkır Federasyonu tarafından gençleştirilecek olan "2. Bozkır Sempozyumu" çalışmaları kapsamında Federasyon Başkanı Burhan Yılmaz Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitü Müdürü Prof. Dr. Hasan Bahar ve beraberinde bulunan akademisyen ( Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başta Prof.Dr.Hasan BAHAR, Yrd.Doç.Dr. Çağatay BENHÜR Arş.Gör. Ali Rıza SOYUCAK Arş.Gör.Dr. Hatice Gül KÜÇÜKBEZCİ Arş.Gör.Murat TURGUT) ve öğrencilerle Bozkır'da yapılan bir dizi ziyaret sonunda Zengibar Kalesine çıkana kadar.


Bozkır Kaymakamı Mustafa DEMİR ve Bozkır Belediye Başkanı İbrahim Gün'ü ziyaret ettikten sonra Aramıza Beyşehir Meslek Yüksek Okulundan katılan bir akademisyen ile birlikte Zengibar'a doğru yola çıktık. Öndeki araçta Aksaray Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç.Dr. Osman DOĞANAY ve Prof.Dr. Hasan Bahar hocamız bizlerde arkadaki minibüsle beraber Hacılar Köyü üzerinden Zengibar'a doğru yol aldık.


Araçlarımız önce Hacılar Köyüne, oradan bir şose yol ile Zengibar'a doğru yol aldı. Kaptanımız TC Ahmet Er "abi çıkıyoruz ama biraz zor iniş olacak" diyerek zor bir tırmanış yaptığımızı söyledi. Nihayet Aracımız çıkabildiği zirveye yakın son noktaya ulaştığında kaptan Ahmet ER "buraya kadar, buradan sonra tabanvay" diyerek aracını durdurdu.

Diğer araç arazi aracı olduğu için toprak yolda biraz daha yol alarak o da zirveye yakın bir noktada durdu. Durduğumuz noktada iki araç daha vardı. Aklıma ilk gelen "her halde bunlar define avcısı" diyerek adamların güpe gündüz define avcılığı yapmasına hayıflandım.

Zirveye doğru yavaş yavaş tırmanmaya başladık. Her adımda rakım (1860 metre) biraz daha yükseldi. Tarihi yıkıntılar arasında ilerlemeye başladık. Şehir hayatına alışmışız terlemeye başladık. Önce hızlı hızlı çıkarken zamanla yavaşladık. Çaktırmadan sohbet eder gibi yaparak bir nefes aldık. "Be hey Goca Sırıstat'lı! Senki Güneydoğunun doruklarında ne Cudi'sini godun ne Gabar'ını, Ama Zengibar seni gocattı" der gibiydim içimden.



Sonra bir kapıdan girdik yavaşça. Atlı şövalyeler eşlik ediyorlardı. Sonra Kılıçlı Süvariler selama durdular. Kadınlar, kızlar zafer şarkıları söylüyorlardı. Çocuklar güz (navruz) zambaklarını elimize tutuşturuverdiler. Büyük bir kapıdan girdik İSAURALI'lar çok yiğit insanlarmış. Namları Diğer krallıklarda da duyulmuş. İskender dünyayı feth etmiş ama İSAURA'yı bir türlü zap edememiş. İSAURA kralı bize dedi ki: "Sizden önce İngiliz gezgin Arkeolog Hamilton ile tarihçi H.Swoboda buralara geldiler, ölmek var, teslim olmak yok" dedi. Sonra "Biz bu şehri kimseye vermeyiz, bu hanları, bu akropolleri, zafer taklarını, bu nekropolleri, bu hamamları alın teriyle yaptık, halkımızın boynunu büktürmeyiz, ölürüz ama asla teslim olmayız" dedi.

Ne kral be dedim içimden. İsaura Kralı :"Bizim soyumuzdan bir genç koca Bizans İmparatorluğuna Krallık yaptı, bize barbar diyorlar bizim neremiz "barbar"? Barbar olsaydık böyle bir güzel şehri yapar mıydık? tiyatro yapar mıydık? Ha bizim buraların havası suyu sert, İnsanı Merttir, burası arslanlar şehridir" dedi.


Doç.Dr. Osman DOĞANAY hocam anlattı ben o tarihlere gittim geldim. Osman hoca yıllardır bu dağın tepesinde öğrencileriyle birlikte yüzey araştırması yapıyormuş. Benim tarihi eser kaçakçısı sandığım insanlar meğer bunlarmış. "İyimserler uçak yapar, kötümserler PARAŞÜT" ben hep paraşütçü oldum meslek hastalığı herhalde, serde Candarmalık var ya ondandır....

Aksaray Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğrencileri ile tanıştım dağ başında. Bende üniversite öğrencilerini sıcacık sınıflarda, kampüslerde okur sanırdım. Gerçi bizim heyetteki Büşra kız galiba ikinci kategorideki öğrencilerdendi. Fotoğraflarımızı o çekti. Ama Aksaray Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğrencileri Erdem GENÇ, Özlem YILDIZ, Ebru ANARAT ve Süleyman GÜL bizi o kadar sıcak karşıladılar ki…. Vallah çok menün olduk gardaşım. Hepsine Şükran… Hele o Hacılar Köyündeki çay ikramları yok muydu……Paha biçilmez.

Sonra antik kenti gezdik. Daşı, gayayı gördük. Kaya mezarlarını, yıkık sur duvarlarını, ne savaşların izleri var bu kayalarda. Tarihini dinlemek ayrı güzeldi, lakin ben esas coğrafyasına bayıldım gardaşım. Kim bulduysa burayı, hangi kral keşfetti, hangi şövalye yurt tuttuysa burayı, madalyayı şap diye alnına dayamak lazım. Askeri okullarda "alan hâkimiyeti" dersi veren hocaları buraya getirip, nasıl alan hakimiyeti yapılır anlatacaksınız.

Bir tarafta Karaman'ı, bir tarafta gördüm Konya'yı. Batıya bakınca Seydişehir, Beyşehir ayakların altında, Doğuya bakınca taaaa Mersin burçları, Ermenek yaylaları, Alanya'nın yolları ayaklarının altında. Bizim Dere'nin yaylaları olan Sarıot'u Diklitaş'ı saymayayım gari . Yukarıda Göktepe, Eğirigöl dağları, Geyik Dağının Geyiklerini bile sayarsın buradan. Batıda Homada Karallığı, Kuzeyde Kilistra Krallığı.....Dört bir yanda Krallıklar...Ama hepsine hakim bir nokta burası. ALANA HAKİMiYET, ALANYA'YA HAKİMİYET.



Ha ölmeden yapılması gereken şeylerin arasına yazdım. Güneşin Doğuşunu ve Güneşin Batışını buradan görmeden ölmek yok. Bir çadır lazım artık. Güneşin doğuşunu, batışını görmek için öyle Nemrut Dağına gitmeye gerek yok. Zengibar'da Güneş batmıyor ki.

Sonra geziye beraber geldiğimiz ve Zengibar'da çoban köpeklerinin saldırısını tecrübe ve müthiş dinginliğiyle savuşturan Bozkır Aşığı, Mimar Fotoğrafçı Celalettin Derin ağabeyimizin dedikleri geldi aklıma. "Yıllardır buranın gündeme alınması gerektiğini burasının Konya'mız için ve bilhassa Bozkır için bulunmaz bir miras olduğunu, Dünya'ya yeterince tanıtılmadığını, yıllardır yağmalandığını, böyle giderse, yani sahip çıkılmazsa çok şeyin kaybedileceğini, bir türlü burasının tanıtımın yapıl(a)madığını, Kültür Bakanlığımız olmak üzere, Üniversitelerin, Belediyelerimizin, Mülki Amirliklerimizin bu konuya eğilerek gerekli çalışmaların yapılması gerektiğini" söylemişti.

Haklıydı.Yarın geç olabilir. Ben bile 45 yaşında anca görebildim. Çocuklarımıza, geleceğimize bırakabileceğimiz yegane miraslardan birisinin Zengibar olduğunu düşünüyorum. Burası bir antik şehir, askeri strateji açısından savunmanın kalesi tarihi ve kültürüyle aydınlığa çıkarılması gereken bir kültürel miras.

Ben deyim Manavgat Side, Siz deyin İzmir EFES, Bodrum, Milas....


*Yazımın başına dönersek Bozkır'da Petrol bulunmadı, zaten var(ı)mış. İşlemesini bilene, pazarlamasını bilene..........

Süleyman Ege

20.11.2015



Haberi Yorumlayın:

3 Yorum, Sizde yorum ekleyin!